İçeriğe geç

Bir de meselelerin topyekün İslâm âleminde yaşanıp temsil edilmesi var ki, o da daha farklı bir durum arz eder. Yeryüzünde melekler gibi yaşayan insanlar, mükemmel fertler, huzur vaadeden aileler, insanın gözünü kamaştıran köyler, Piyer Lotilere: “Keşke ağaçlarınızın dibine gömülsem..” dedirtecek kadar mükemmel şehirler, korunmuş tabiat.. ve daha akla gelebilecek ne kadar güzellik varsa, hepsinin bu ülkelerde yaşanıp temsil edilmesi çok önemlidir.

Avrupa, bugün ekonomik durumu itibarıyla içten ve dıştan refah seviyede olması, kendisini tehdit eden çok ciddî hususların bulunmaması vs. parlak yanlarıyla hâlihazırdaki durumundan memnun gözükmektedir. Ve kendisini temelden sarsabilecek bir kriz olmadığı sürece de, herhangi bir arayış içine girmeyecektir. İslâm ise, kendisini aramayanlar tarafından bulunacak, elde edilip kabul edilecek bir din değildir.

Evet zannediyorum O, bir maden arama hassasiyeti içinde ele alınmadıkça kimseye kapısını aralamayacaktır. Demek oluyor ki, Avrupa, kurtarıcı arayışı içine girmedikçe, onun İslâm’ı bulması; bulsa dahi onu kabul etmesi mümkün değildir. Zira, مَنْ طَلَبَ وَجَدَّ وَجَدَ “Kim aradığını ciddiyetle ararsa, ancak o bulabilir.”4 hakikati, ilâhî bir âdettir.

Netice itibarıyla, tıpkı arz-talep meselesinde olduğu gibi, biz İslâm’ı onların ihtiyaçlarına cevap verebilecek şekilde temsil ettiğimiz nispette, onlar İslâm’a gireceklerdir. Ve zannediyorum bunun için de, meseleyi şu andaki konumdan biraz daha ileriye götürmemiz ve onun nazarlarda göz kamaştırıcı bir hâl almasını sağlamamız gerekecektir. Bu yapılabildiği oranda, temsilde mükemmeliyet yakalanmış olacaktır. Ve Allah’ın izniyle iman her gönlün Allah’la irtibatını sağlayarak ona huzur kaynağı olacaktır.

Pasifik Ülkeleri ile Münasebet

167