mek, Allah’ın kendisine verdiği ömür müddetince doğruluktan ve istikametten hiç ayrılmamak, fıtratında mündemiç (içkin) olan olumsuz duyguların kendisini yoldan çıkarmasına katiyen müsaade etmemektir.Günümüzde duygu ve düşüncede dengeyi korumak daha bir önem arz etmektedir. Zira kinlerine, hasetlerine ve kibirlerine yenik düşen zavallılar binbir emek ve gayretle ortaya konmuş bir harmanı yakıp yıkmaya çalışıyorlar. Yaşanan zulümler, tahakkümler, tasallutlar en müstakim insanların bile dengesini bozabiliyor. İşte bela ve musibetlerin birbirini takip ettiği bu fitne zamanlarında, Cenab-ı Hak’la münasebeti daha da güçlendirmek ve iradenin hakkını vermek suretiyle hep dimdik durabilmek, her çeşidiyle inhiraf ve sapmalardan azade kalabilmek fevkalâde bir gayret ve azme vabestedir (bağlıdır).
Allah biliyor ki nam-ı celil-i Muhammedî’yi (sallallahu aleyhi ve sellem) her yerde bir bayrak gibi dalgalandırmaktan, genç nesillerin elinden tutarak onlara eğitim imkânları hazırlamaktan, dünya çapında umumi bir sulh u selametin yaşanması için gayret etmekten başka bir hedefimiz olmadı. Hep sevgi dedik, barış dedik, kardeşlik dedik, hoşgörü dedik, insanlık dedik ve bu insani değerleri yaşatmak için projeler geliştirdik, müesseseler kurduk. Hizmet’e gönül veren adanmışlar, tıpkı sahabe efendilerimiz gibi Allah’ın gönüllerine ifâza buyurduğu (akıttığı) hakikatleri muhtaç sinelere boşaltabilmek için dünyanın dört bir yanına açıldılar, iradî hicretler yaptılar. Arkalarına bakmadılar, kendilerini düşünmediler, beklentiye girmediler, dünyaya takılmadılar. Gittikleri yerlerde kendi sa’y ve gayretleriyle gaye-i hayallerine hizmet edecek müesseseler inşa ettiler, bunların inşasında birer ırgat gibi çalıştılar. İnsanlığın sulh u selameti için yapmaları gerekli olan şeyleri yaptılar, denmesi gerekli olan şeyleri dediler, Allah’ın izni ve inayetiyle, kısa zamanda göz doldurucu başarılara imzalar attılar.Ama neylersiniz ki yeryüzünde tiranlar da tiranların irtikâp etmiş olduğu zulüm ve haksızlıklara karşı sükût eden