İçeriğe geç

meselelerde bile istikameti koruması çok önem arz eder. Mesela nam-ı celil-i ilahiyi dünyanın dört bir yanına ulaştırma onun en büyük gaye-i hayalidir ve bu, Allah katında çok makbul bir ameldir. Ne var ki burada bile hırsla hareket etmek mahzurludur; kayıplara, zararlara sebep olabilir. Her konuda olduğu gibi bu konuda da insanın içindeki arzu ve istek ne kadar güçlü olursa olsun kişi adımlarını temkinle atmalı, doğru üslubu yakalamaya çalışmalı ve akl-ı selimden hiç ayrılmamalıdır. Ayrıca neticenin hâsıl olması mevzuunda hırs göstermemeli, neticeyi yaratanın Allah olduğunu hatırdan çıkarmamalıdır.Hırsın makbul olduğu bir yer varsa o da Cenab-ı Hakk’ın rızasına kilitlenme ve onu elde etmeye çalışmadır. İnsan iman-ı kâmili, ihlas-ı etemmi, rıza mertebesini elde etme konusunda hırslı olabilir, olmalıdır da.Soruda yer verilen diğer kavram ise gayret-i diniyedir. Bu da kısaca insanın dinî duygularını ve manevi değerlerini canlı tutmasını, onları koruma ve başkalarına duyurma konusunda duyarlı ve titiz olmasını ifade eder. Gayret-i diniyesi olan bir insan dinini yaşama ve ikame etme konusunda kararlıdır, tavizsizdir. Zât-ı Ulûhiyet’e karşı fevkalâde bir vefa ve sadakat içindedir. Mukaddesatına sahip çıkar, onu yaşar; başkalarına örnek olur ama başkalarını rahatsız ederek kendi değerlerine laf söyletmez. Özellikle Zât-ı Ulûhiyet’e yakışıksız bir söz isnat edilecek olması ihtimali karşısında âdeta çıldırır. İnsanın dini konusunda ortaya koyacağı böyle bir gayret, her tür takdirin üzerindedir.Gayret-i diniye sahibi insanların metafizik gerilimleri de yüksek olur. Onlar dine ait meselelerde oldukça duyarlı ve hassas davranırlar. Topyekûn insanlığın ve özellikle Müslümanların derdini bir yangın gibi içlerinde hissederler. Müslümanların yaşamış oldukları acılar bir zıpkın gibi onların sinelerine saplanır ve bu acıların dinmesi adına sürekli alternatif çözümler ararlar. Gayret-i diniyesi olmayan bir kişide dinî heyecan da o ölçüde zayıf olur. Dinî hisleri tamamen dumura uğramış, durgun

171