olunan duaların çokluğunu ifade etmek için söyleyelim– yüzde doksan dokuz kabul buyurur. Hatta diyebiliriz ki Cenab-ı Hak, Kendisine gönülden teveccüh etmiş insanların hürmetine, liyakati olmayan kişilerin dualarını bile orada kabul eder. Bilindiği üzere Hazreti Ruh-u Seyyidi’l-Enâm (aleyhi elfü elfi salâtin ve selam), Arafat’ta hep ümmeti için dua etmiştir. Kul haklarının affedilmesi için bile âdeta çırpınıp durmuştur. Bir hikmete binaen bu duanın orada kabule karin olmadığı rivayet edilir.16 Ancak Rahmet ve Şefkat Peygamberi (aleyhissalâtü vesselam) kalbi kırık ve mahzun olarak Müzdelife’ye geldiğinde, orada da ellerini açmış ve sabaha kadar hiç uyumaksızın ümmeti için dua dua yalvarmıştır. İbn Abbas (radıyallahu anh), bu esnada Efendimiz’in yanında bulunduğunu, duasının sonuna doğru Efendiler Efendisi’nin tebessüm buyurduğunu nakleder ve sonra da bunu, duanın kabul buyrulup Efendimiz’e bu mevzuda müjde verildiğine hamleder. Gönlüm bu meselenin bu şekilde olmasını ne kadar arzu ederdi! Çünkü bu, bizim de beraatimiz sayılır.Evet, Kâbe, Mina, Arafat ve Müzdelife Cenab-ı Hakk’a teveccüh, tazarru ve niyaz adına açılmış birer menfez gibidir. Oralarda Cenab-ı Hakk, kendisine müteveccih olanları asla mahrum bırakmaz. Öncelikle buna yürekten inanmak gerekir. Zaten, Efendiler Efendisi de (aleyhi ekmelü’t-tehâyâ) bize, duanın kabul olacağına itikat ederek dua edilmesini tavsiye buyurmuyor mu?17 Bu açıdan insan, “Ben dua edeyim de ne olursa olsun.” düşüncesiyle değil, “Allah’ım, bahtına düştüm. Allah’ım, büyüklüğüne sığınıyorum. Allah’ım, rahmetinin enginliğine dehalet ediyorum. Allah’ım, ne olur, beni, benim çirkinliklerimle baş başa bırakma! Allah’ım, buraya arınmaya geldim! Ne olur, arındır beni ya Rabbi!” gibi şuurlu ifadelerle göbeğini çatlatırcasına, yüreğini yırtarcasına gönülden dua etmelidir.
Dipnotlar
- Müslim, fiten 20; Tirmizî, fiten 14; Nesâî, kıyâmü’l-leyl 16.
- Tirmizî, daavât 65; el-Hâkim, el-Müstedrek, 1/670.