en hayırlı hizmetlere bile bir kulp takmasını bilirler. Akl-ı selim, hiss-i selim ve kalb-i selimin hiçbir şekilde itiraz edemeyeceği en makul ve hayırlı işleri bile karalamaktan bir an bile geri durmazlar.Fertler arasına bir kere iftirak (ayrılık) tohumları saçılıp, toplum farklı kamplara bölününce insanlar sudan sebeplerden ötürü bile birbirlerine düşerler. Herkes birbirini rakip gibi görür, birbirinin ayağına çelme takmaya çalışır. Aynı kıbleye yönelen, benzer duygu ve düşünceleri paylaşan insanlar arasında bile sırf mezak, meşrep ve mezhep farklılığından ötürü çatışma yaşanır. Kardeşlik, yardımlaşma, dayanışma gibi ulvi duyguların yerini haset, çekememezlik, adavet gibi şeytani hisler alır. Bu da tevfik-i ilahinin gelmesine engel olur, yani Allah Teâlâ birbirini sevmeyen, birbiriyle yaka paça olan insanlardan inayet elini çeker.Enaniyetin merkez olduğu çağımızda her şey dünyevi menfaatler etrafında örgülendiği için bu tür ihtilaf ve çatışmaların yaşanmasına ortam çok müsaittir. Bu sebeple küçük bir kıvılcım bile çok büyük çatışmaları rahatlıkla tetikleyebilmektedir. Bunda en büyük etken, enaniyetlerin bir buz parçası değil, belki birer aysberg (buz dağı) hâline gelmesidir. Bunları eritmek kolay olmayacaktır. Erimeye başladıkları andan itibaren senelere ihtiyaç vardır. Velhâsıl, tiranların cirit attığı, çeşitli zulüm ve baskıların yaşandığı, ayrışma ve çatışmaların doruğa ulaştığı bir çağda mesuliyet şuuruna sahip Müslümanlara düşen vazife, öncelikle bu tür ayrışmaların sebeplerini ortadan kaldırmak, ayrılıkların açtığı yaraları tedavi etmek, toplum bünyesinde meydana gelen yıkık ve çatlakları onarmak ve yeniden kalbleri telif etmenin yollarını aramaktır.Bu arada birileri durmadan etrafa levsiyat saçabilir, kötü kokular neşredebilir, zihinleri karıştırıp iyiliklerin önünü kesmeye çalışabilir. Ancak mümin, imanı gereği bu gibi şeylere hiç takılmamalı, yapılan kötülüklere aynıyla mukabelede bulunmamalıdır. Temsil edilen konuma yakışmayacak her hâlden uzak