İçeriğe geç

yaşadıkları toplumda sorun çıkaranlar yeterince ruhi olgunluğa erişmemiş ham ruhlar ve hazırcılar olmuştur.

Muvaffakiyetin Sırrı: Keyfiyet

Bediüzzaman Hazretlerinin de üzerinde durduğu üzere irşad ve tebliğ vazifesinin yerine getirilmesi günümüzde farzlar üstü bir farzdır.107 Mana köklerimizden süzülüp gelen değerleri muhtaç sinelere duyurabilmeyi en büyük gaye-i hayal görürüz. Bu vazifeyi hakkıyla yerine getirebilmek için devrin şartlarına göre ne yapılması gerekiyorsa yaparız; müesseseler açar, eğitim faaliyetleriyle meşgul olur, içtimai problemlere çözümler üretmeye çalışır, açılabildiğimiz kadar dünyaya açılırız. Fakat bunun yanında kemiyete paralel olarak keyfiyeti de ihmal etmeyiz. İ’lâ-yı kelimetullah uğrunda her türlü mehâliki (tehlikeyi) göğüsleyip bela ve gailelerle uğraşırken, diğer tarafta da Kur’ân cemaati olarak onda derinleşme yolları ararız. Aksi takdirde bünye, üzerine binen yükü taşıyamaz ve biz de kazanma kuşağında kaybedenlerden oluruz.Evet, bir taraftan farklı kültür ve inanç coğrafyalarına açılırken diğer yandan kalb ve kafamızı beslemez, iç dünyamızı ihmal edersek omuzladığımız yükün altında eziliriz. Şayet sevk ve idare adına temsil ettiğimiz konumlarımız artarken, buna paralel olarak kalbî ve ruhi hayatımız enginleşmezse, vücudu büyümesine rağmen kas ve kemik sistemi yeterince gelişmeyen bir insan gibi oluruz; ayakta duramayız, felç geçirebiliriz. İnkişaflarla, nimetlerin çoğalmasıyla birlikte küstahlaşabiliriz. Yeme, içme, rahat etme tiryakisi olabiliriz. Dinimiz, diyanetimiz, toplumumuz veya insanlık adına külfet ve meşakkat isteyen hizmetlere omuz veremeyebiliriz. Rahatımızdan fedakârlıkta bulunamayabiliriz. Nimet zannettiğimiz şeyler bizim için birer nikmete (ceza, zarar) dönüşebilir. Problemlerin altında kalıp ezilebiliriz. 

205