Fevzâ bütün âfakını sarmıştı zeminin,Salgındı, bugün Şark’ı yıkan tefrika derdi.”
mısralarıyla resmeder ve arkasından da şöyle der:“Bir nefhada insanlığı kurtardı o Masum,Bir hamlede Kayserleri, Kisrâları serdi!”
Çünkü kıvam O’nda zirveleşmişti ve etrafındaki insanları da birer kıvam kahramanı hâline getirmişti.Nebiyy-i Ekrem Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) yaşadığı dönemde öyle kutsî bir topluluk meydana getirmişti ki onların hedefinde sadece ihlas, Allah rızası ve Allah’a kavuşma aşkı vardı. Öyle ki sinesinden bir mızrak yiyip yere yığılan sahabenin ağzından, “Kabe’nin Rabbine yemin ederim ki kazandım.” ifadesi dökülüyordu. Bir diğeri, Resûlullah’ı koruyabilmek için iki kolunu da kaybettikten sonra kılıç darbelerine karşı bu sefer başını kalkan yapıyordu. Onlar ölümü gülerek karşılıyor, Allah yolunda öldürülmeyi gerçek kurtuluşa erme olarak görüyorlardı. İşte bu, bir kıvam meselesidir.
Kıvamı Elde Etmenin Yolları
Sahabe-i kiramı dikey olarak yükselten ve birer kıvam kahramanı hâline getiren önemli dinamikler vardı. En başta onlar, İnsanlığın İftihar Tablosu’yla (sallallahu aleyhi ve sellem) aynı atmosferi paylaşıyor ve O’nun boyasıyla boyanıyor, insibağ-ı nebevîye (Peygamberimizin manevi tesiri ile temizlenme) mazhar oluyorlardı. İkinci olarak, ardı ardına Kur’ân âyetleri nazil oluyor ve onlar da bu vahiy sağanağı altında arınıyorlardı. Kendi aralarında geçen konuşmalarla, cereyan eden olaylarla, hatta içlerinden geçirdikleri bir kısım düşüncelerle ilgili doğrudan âyetler nazil oluyor ve onlara yol gösteriyordu. Yani sürekli vahyin gözetimi altında bir hayat yaşıyorlardı. Üçüncüsü de bekledikleri, ümit ettikleri ve ulaşmak istedikleri her şeyi Kur’ân’ın araladığı kapılardan görmesini biliyorlardı. Bütün bunlar onlarda öyle bir