Mümin, her şeyin, Rabbinin tasarrufunda olduğuna inanan, bunu kalbinin derinliklerinde duyan insandır.Sağlam bir mesnedi var mı bilemiyoruz; Seyyidina Hz. Musa (aleyhisselam) zamanında şiddetli bir kuraklık olur. Hz. Musa da inananları yanına alarak yağmur duasına çıkar. Kaç gün boyunca duaya devam ederler ama bir türlü yağmur yağmaz. Hz. Musa, acz ve fakrını Cenab-ı Hakk’a arz ederek bunun sebebini sorar. Hak Teâlâ, aralarında bulunan günahkâr biri yüzünden yağmur vermediğini söyler. Hz. Musa onun kim olduğunu sual etse de Cenab-ı Hak, kulunun ayıbını ifşa etmeyeceğini bildirir. Bunun üzerine Hz. Musa ashabından toplu olarak Allah’a tevbe ve istiğfar etmelerini talep eder. Cenab-ı Hak da rahmetini gönderir. Hakeza Hz. Ömer, bir kıtlık yaşandığında başını yere koyar, “Allah’ım benim günahlarım yüzünden ümmet-i Muhammed’i helak etme!” der.93
Yaşanan bir felaket karşısında acaba kaç müftü efendi, kaç imam efendi cemaatini toplamış, “Allah belki günahlarımızdan ötürü bizi cezalandırıyor. Gelin, ne olur, bugün sabaha kadar hacet namazı kılalım, ellerimizi açıp Allah’a yalvaralım, ‘Allah’ım bizim günahlarımız yüzünden ümmet-i Muhammed’i mahvetme!’ diyelim.” şeklinde bir çağrıda bulunmuştur? Yaşanan kuraklıkları, depremleri, tsunamileri kendi günahlarına bağlayan, bunlar karşısında ciddi bir nefis muhasebesi yapan kaç tane hakiki mümin vardır?Bela ve sıkıntıları birilerine fatura etmemiz gerekiyorsa önce kendimize, zulüm ve haksızlıklarımıza bakmalıyız. Neylersiniz ki bunları anlayamayacak ölçüde derin bir gaflet içindeyiz. Allah türlü türlü belalar gönderiyor ama biz yine de nefsimizle yüzleşmiyor, yaptığımız hata ve günahları gözden geçirmiyor, tevbe etmiyor, O’na dönmüyoruz. Gafletten kurtulmadığımız, uykudan
Dipnotlar
- İbn Sa’d, et-Tabakâtü’l-kübrâ,3/319-320.