ilham edenin Allah (celle celâluhu) olduğuna inanıyorsak, yaşadığımız sıkıntılardan ötürü ümitsizliğe düşmeyiz. Yürüdüğümüz yolun Allah yolu olduğuna ve yürüyüşümüzün de O’na doğru gerçekleştiğine iman etmişsek biliriz ki O, yolunda yürüyenleri hiçbir zaman yalnız ve yüzüstü bırakmamıştır.Yol O’nun, güzergâh O’nunsa bu yolda yürüyenler kaybetmez. Allah’a güvenen, maiyet-i ilahiyeye eren bir insanın tasalanmasına gerek yoktur. O, zahiren kaybettiği yerde bile büyük şeyler kazanır. Tıpkı bir mızrak darbesiyle yere yığılan sahabinin, ”Kâbe’nin Rabbine yemin olsun ki fevz u necata erdim (kurtuldum)!”144 demesi gibi. Ancak saraylara, makamlara, dünyanın fâni güzelliklerine bağlanan ve varlıklarını bunlarla sürdüren insanlardır ki kaybetmekten korkar, arkada bıraktıkları şeylerin üzüntüsünü yaşarlar. Çünkü bilirler ki bir zelzeleyle dayandıkları şeyler sarsıldığı veya yıkıldığı zaman kendileri de bu enkazın altında kalıp ezileceklerdir. Gönlünü sadece Allah’a bağlayan insanın endişe edeceği hiçbir şey yoktur. Çünkü Allah bakidir ve kendisine bağlanan kimseye yalnızlığın hasretini yaşatmaz.