İçeriğe geç

yaptırmamak, dini onlara zorlaştırıcı şekilde sunmamak, bilakis kolaylık yolunu tercih etmek gibi konulara da değinilmektedir.Dört Halife dönemi analiz edilirken dört halifeye yaklaşımda bazı ölçüler sunulmaktadır. “Allah Resûlü’nün kabul ettiğini kabul etmek” bunlardan ilkidir. Yani Allah Resûlü kimi hangi konumda kabul etmişse onu o konumda kabul edip saygı duymak ve özellikle dört halife konusunda hassas olmak.Devam eden bölümlerde idarecinin idaresi altındakilere güven vermesi ele alınmaktadır. Denir ki: “İdareci öyle güven vadetmelidir ki mesuliyetindeki birini herhangi bir yere tayin ettiğinde o kişi, ‘Buraya gönderildiysem murad-ı ilahi bu istikamettedir.’ diyebilmelidir.” Ne güzel bir ölçü!Ruhi ve kalbî konular, baştan sona kitabın muhtevasını oluşturuyor desek mübalağa etmiş olmayız. Bu çerçevede imanın vadettiği güzellikler sıralanır, ötelerin buradaki imana göre şekillendiği ifade edilir; İslam’ı temsildeki hassasiyete bir kez daha dikkat çekilir; acz fakr yolunun bir fazilet değil bir hakikat olduğu hatırlatılır ve insan realitesi nazara verilir. Yapılan işlerde esas hedefin Allah rızası olduğu vurgulandıktan sonra ihlası kemiren güvelere mercek tutulur; insan aklının sınırlı olduğu, bu yüzden de metafizik bilginin ancak peygamberler yoluyla elde edilmesi gerektiği hakikati dile getirilir. Zaman zaman temel usul kaideleri ya da bakış açılarına da yer verilir. Bu bağlamda günümüzde çokları tarafından savunulan, moda hâline gelen bir görüşe temas edilir: Tarihselcilik. Kur’ân’ın tarihselliğe ve tarihselci anlayışa kurban gitmemesi gerektiği konusunda ikazda bulunulur. Zira Kur’ân, her asrın derdine derman olacak şekilde her çağa indirilmiştir.Çağ okumaları ve analizleri de dikkat çekicidir. Bu devrin, dünyayı bilerek ve isteyerek ahirete tercih etme çağı olduğu ifade edilir. Bu hastalıklarla mücadele adına, kendini Allah yoluna vermiş gönül insanı adanmışlara ihtiyaç olduğu vurgulanır. O adanmışların özellikleri belirtilirken birinci sırada ihlas ve kardeşlik gelir.

13