ise özellikle Risale-i Nurları zikretmeden geçemeyiz. Zira Risale-i Nur yolu, en temelde imanı ispat ve takviye yoludur.Eşya zıddıyla bilinir. Bu sebeple imanın boyasıyla boyanan, kalbinde imanın yerleştiği kişi, bunun zıddı olan küfür, şirk ve nifak gibi inhiraf sebeplerini veya insanı küfre götürebilecek zulüm, isyan ve günahları çok rahat sezip tanıyabilir ve bunlardan uzak durabilir. Sıcak sudan çıkan bir insanı hemen soğuk suya atarsanız o, suyun soğukluğunu iliklerine kadar hisseder. Fakat sıcak suyun tesirinden çıkan ve yavaş yavaş soğuğa alışan bir kişi suyun soğukluğunu aynı ölçüde duyamaz. Günahları da bunun gibi düşünebiliriz. İmanın enginliğini sürekli kalbinde duyan biri, küfür ve dalaleti veya onlara götüren sebep ve vesileleri çok iyi hisseder; buna göre de tepki verir, onlara karşı koyar. Bediüzzaman’ın yaklaşımıyla, günaha giren kişi küfre doğru bir adım daha yaklaşmış ve imandan da bir adım daha uzaklaşmış olur.133 Günahın büyüklüğüne göre bu birkaç adım, bazen daha fazla olabilir. Bilerek veya bilmeyerek günah kirine maruz kalan biri, kalbi ağzına kadar imanla dolu ise bundan fevkalâde rahatsızlık duyacak, günahın hacaletini iliklerine kadar hissedecek ve hiç vakit kaybetmeksizin hemen arınma kurnalarına koşacaktır. Fakat bir insanın gönlünde imanın gücü ve eseri zayıflamışsa onun günahlar karşısında göstereceği reaksiyon da o ölçüde zayıf olacaktır. Bu itibarladır ki günümüzde her şeyden daha çok iman üzerinde durmaya ve her fırsatı onu takviye etme istikametinde değerlendirmeye ihtiyaç vardır.İkinci olarak, insanın hakkıyla tevbe ve istiğfar edebilmesi biraz da günahın mahiyetini bilmeye bağlıdır. Hemen şunu ifade etmek gerekir ki günah hem Rabbimizin hukukuna riayetsizliktir hem de nefsimize yaptığımız bir zulümdür. Nitekim bir âyet-i ke-