Ermemişler, olmamışlar akıl erdiremezler bu sırra… Onun için en büyük hınçlarını, en büyük öfkelerini şuna buna zincir vurmakla yaşıyan bedbahtlar, yaptıkları şeylerle kendilerini esir ettiklerini bilemezler. Ölü tekmelemeyi, teneşir tahtasına tükürmeyi, mezardakileri çiğnemeyi onlara bir şey yaptım sanan talihsizler; ateş içinde Berd-ü selâm’ı bulmuşlara, can kaydından kurtulmuşlara, gerçek hürriyete ermişlere hiç bir şey yapamazlar.Çiğnenen onların vicdanları ve sefil ruhlarıdır. Ve binaenaleyh, iç içe esaret içinde oldukları hâlde kendilerini hür sanan kem talihli esirler de işte bunlardır.
Şu yığın yığın kalabalıklar, kâlbinde dayanağı olmayan bütün yolsuzlar ve sapıklar, bir dâne yüzünden kapana kısılmış topyekûn muhterisler, eski devrin esir pazarlarındaki alınıp-satılan mahlûklardan daha sefil ve daha talihsizdirler. Uzun bir devrin kendilerine tebessüm etmiş olduğu, nice kanaatsizler, zevkin sefanın behimîsini dahi az gören nice kâlbsizler vardır ki, şahsî huzur ve menfaatleri hesabına cihanı yangına verdiler, devirmedik çam bırakmadılar; ama hayatlarını hicrandan kurtaramadılar. Huzur adına attıkları her adımda karşılarına bir girdap çıkıverdi. İşte onlar, işte perişan vatan!
Zindandaki hürlerden dıştaki binlerce esire, esaretlerine duyduğumuz üzüntülerimizle…