İçeriğe geç

Resûl-ü Ekrem muztar idi. ellerini açıp dua dua yalvardığı her defasında, dualarına icabet ediliyordu. Taif dönüşü, kâlbi kırık, bacakları kanlarla, yaralarla kaplı Peygamber, hâlini uluların ulusu Allah’a arzetti. Beddua etmedi. Kahret Allah’ım! demedi. Zafımı sana şikayet ediyorum. İktidarsızlığımı sana şikayet ediyorum. Yaraladılar, dayanamadım dedi. Böylece hâlini Allah’a arzetti. Allah muztarın duasına icabet etti ve Hazret-i Cebrâil gökgürültüsü ile başının üzerinde belirdi. Allah Resûlü’ne; İstersen dağları kaldırılıp, başlarına koyayım dedi. Efendimiz daha çok sarsıldı, titredi: Hayır! Hayır! Asırlarca sonra, onların nesillerinden, bir tek, Allah diyecek kişi gelecekse… Hayır Hayır! Mahvetme!. diyordu.[74] Muztarın duasına Allah’tan başka icabet eden var mıdır? Bela ve musibetleri O’ndan başka bertaraf eden var mıdır?

Ümmet-i Muhammed adeta kavruluyordu. Halifeye müracaat edip: Ya Ömer, ümmet muztardır. Allah muztarın duasına icabet eder… Gel, o kırık kâlbinle Allah’a yalvar. Bize yağmur ihsan etsin dediler. Hazret-i Ömer büyüklüğünün alameti olan muhasebe ve mesuliyet duygusuyla, Allah’a el açmak liyakatını kendinde göremiyordu. Aklına birşey gelmiş gibi birden yerinden farladı, kalktı. Peygamberin amcası Hazret-i Abbas’ın yanına gitti: Ya Abbas. Sen Resûlullah’ın amcasısın. Gel birlikte Ümmet-i Muhammed için yağmur duasında bulunalım dedi. Resûlullah’ın, üzerine çıkıp, halkı davet ettiği Ebu Kubeys tepesine vardılar. Hazret-i Abbas’ın elinden tutup yukarıya kaldırdı ve şöyle dedi: Ya Rabb, bu senin Habibi’nin amcasının elidir. Bunun hürmetine yağmur ver. Sahabi diyor ki: Allah muztarın duasına icabet etti. Daha biz aşağıya inmeden, yağmur, her tarafı kapladı, seller hâlinde akmaya başladı.[75]

149