4. Tarih bilgisi kuvvetli, olup biten hâdiselerden ve tecrübelerden istifade etmesini bilen ve geçmişi iyi değerlendirme güç ve kabiliyetine sahip firasetli insanlar, gelecekle ilgili tahminlerde bulunabilirler; fakat bunlar emareleri belirmiş ve dolayısıyla ‘gayb’ olmaktan çıkıp, ‘şehadet’in sahasına girmiş olan, hava tahmin raporları ve anne karnındaki ceninin durumunun bilinmesi gibi tahminlerdir. Hâlbuki, Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) haber verdiği gelecek, hiçbir emaresi olmayan, işaret ve ön alâmetleri ortaya çıkmamış, hatta çıkmak şöyle dursun, mevcut şartlarda gerçekleşmesi hiç de mümkün görülmeyen gelecektir. Böyle bir gelecek hakkında kesin beyanlarda bulunmak, ancak ilâhî talim ve teyidle izah edilebilir.
5. Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), gelecekle ilgili haberlerinde hiçbir zaman “zannederim, umarım, tahmin ederim, belki, büyük ihtimal” gibi şüphe ve zan taşıyan ve aksi de çıkmaya muhtemel ifadeler değil, daima “olacak, göreceksiniz, yapacaksınız” şeklinde tamamen net ve kesin ifadeler kullanmıştır.
6. Bir insanın, bizzat yaşamadığı, tecrübe etmediği, meslek hayatında karşılaşmadığı ve sahasına girmeyen mevzu ve meselelerde gelecek adına konuşması mümkün değildir. Oysa Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) peygamberliğinden önce ne bir ordu teşkil etmiş, ne bir muharebe yapmış, ne bir cemiyet teşkil etmiş; ne bir devlet kurmuş ve ne de büyük fetihlerde bulunmuştu. Böyleyken, O, daha sonra hem her sahada rehber olmuş, hem de gelecekle ilgili kesin ihbarlarda bulunmuştur; bu da ancak peygamberlikle izah edilebilecek ayrı bir husustur.