Bu hususu tenvir için Asr-ı Saadet’ten canlı bir örnek sunmak istiyorum:
Amr b. Âs (radıyallâhu anh), olabildiğine bereketli ve uzun ömür yaşamış bir sahabidir. O, ölüm döşeğine düştüğünde oldukça endişeli ve bu endişeden dolayı da âdeta iki büklümdü. Bu eski asker ve siyasî dâhiye oğlu ve aynı zamanda ümmetin âlimlerinden olan Abdullah b. Amr b. Âs: “Babacığım! Sen hayatta ölüm endişesi taşıyan insanları sevmez, aksine onlara kızardın. Şimdi aynı endişeyi taşıdığını görüyorum…” der. Ölüm döşeğinde son anlarını yaşayan Amr b. Âs, oğluna şu cevabı verir:
“Benim hayatımda üç önemli devre var ki, bunlar beni çeşitli duygulara sevk etmektedir. İlk devrem küfür içinde geçmiştir. Allah Resûlü’ne (sallallâhu aleyhi ve sellem) ve inananlara yapmadık kötülük bırakmadım. Her yerde ve her defasında onların karşılarına çıktım; Habeşistan’a hicret ettiler, ben de arkalarından gidip orada dahi onları huzursuz ettim. Birçok muharebede Müslümanların karşılarına dikildim. O devrede benimle beraber olanlardan niceleri küfür içinde ölüp gittiler. Cenâb-ı Hak beni korudu ve hidayete erdirdi. İşte ben o devrede ölmediğim için gece-gündüz Rabbime hamdettim ve şükürde bulundum.
İkinci devrede ise, daima Allah Resûlü ile beraber oldum. O’ndan hiç ayrılmadım. Bu dönem itibarıyla dupduru bir hayat yaşadım. Birçok sahabi bu safvet ve duruluk içinde iken öldü. Fakat ben ölmedim. İşte o devrede ölmediğim için de hep hayıflandım, üzüntü çektim. “Keşke ölüm bana da o devrede gelseydi!” düşüncesiyle hayıflandım durdum.