“Mus’ab’ın yüzünü niçin sakladığını ancak Allah Resûlü anlayabilmişti. O, gözyaşları içinde sahabeye bu durumu şöyle anlattı: “Biliyor musunuz Mus’ab niçin yüzünü sakladı? Birinci sebep şudur: Kolu kanadı koptu.. artık Resûlullah’ı koruyamayacaktı. Ya bu esnada biri Allah Resûlü’ne saldırır da ben O’nun yardımına koşamazsam, diye düşündü. İkinci sebep ise, ben şu anda Rabbimin huzuruna gidiyorum. Hâlbuki şu anda Resûlullah’ı korumam lâzım. Ya Allah Resûlü’ne bir şey yaparlarsa ben Rabbimin huzuruna hangi yüzle varırım, diye düşünüyor ve yüzünü saklamaya çalışıyordu. “İşte Resûl-i Ekrem bunu söylerken, hakikat karşısında fedai ve olabildiğine hasbî bir ruhun düşüncelerine tercüman oluyordu. O gün bu ruhu taşıyan sadece Mus’ab değildi.”5 Bütün sahabe aynı ruh ve şuuru taşıyordu. Onların bu civanmertliğinden ötürü de Allah dinini koruyordu.
Bu koruma belli bir devreye kadar devam etti; daha sonra yer yer sarsıntılar oldu. Bu sarsıntı devrelerinde, dine sahip çıkılmadığı için Cenâb-ı Hak, dinin yümün ve bereketini kısmen kesiverdi. Çünkü bu din, ancak biz ona sahip çıktığımız ölçüde bizim dinimizdir. Biz sahip çıkmazsak, Allah’ın o din vâridlerinden bizi mahrum edeceği kaçınılmazdır.
Selahaddin Eyyubî, Kudüs Haçlı işgali altında iken, senelerce yüzü gülmedi ve hep ağlayıp durdu. Bir gün hatip minberde gülmenin, tebessüm etmenin gereğinden bahsetti. Namazdan sonra, hatip yanından geçerken Selahaddin hatibin elinden tuttu ve tarihin hafızasına nakşedilecek şu sözleri söyledi: “Hocam, zannederim sözlerinde beni kastettin. Fakat Allah aşkına söyle, Peygamber’in miraca çıktığı mescit, düşmanların elindeyken ben nasıl gülerim?”
Dipnotlar
- 5 Halid M. Halid, Ricâlün havle’r-Resûl s.52