ma vitrini gibidir. Orada rahmaniyet, rahmaniyet içinde rahimiyet tecelli eder. İnsanda tecelli eden “ahsen-i takvim”i en güzel aksettiren de yine insanın simasıdır. Yüz âdeta insanın mahiyetini aksettirir. Fakat bizler henüz onun mânâsını hakkıyla keşfetmiş sayılmayız.Bazıları, âyet-i kerimeyi zahirî ve lafzî anlamıyla ele alarak, burada, çok secde etmekten ötürü alnında iz oluşan kimselerin methedildiğini zannetmişlerdir. Âyetin müjdesine nail olabilmek için de alınlarında secde izi oluşması gerektiğini düşünmüş ve bunu sağlama adına uzun süre sert zeminlerde secde etmeyi tercih etmişlerdir. Çok namaz kılan, secde edenlerin alnında gayriiradî olarak iz oluşabilir. Fakat alında iz oluşturmak için sunî ve tekellüflü yollara girmek doğru değildir. İnsan bu konuda kendini zorlamamalı, bir iz arayışı içinde olmamalıdır. Alında oluşacak böyle bir iz, insanı gurur ve kibre de düşürebilir. Nefis çok ayyardır, çok aldatıcıdır, baştan çıkarıcıdır. Secde izini de caka ve gösteriş mevzuu yapabilir. Bununla başkalarına çok namaz kılıyor olduğunu hissettirmeye çalışabilir. Daha sonra aleyhimize olabilecek bir duruma karşı daha baştan tedbir almak en güzelidir. Bu konuda nefse malzeme ve koz vermemek gerekir. Yoksa –Allah muhafaza– bir an boşluğumuzdan yararlanıp bizi bununla vurabilir. Gurur, ucb, fahr, kendini ifade etme, üstün görünme gibi iç problemleri ve türlü türlü zaafları olan ve bu sebeple her an devrilmeye meyyal bulunan insanoğlunun bu gibi konularda çok dikkatli, çok ihtiyatlı hareket etmesi gerekir. Bu açıdan bir taraftan çok namaz kılmalı, çok secde etmeliyiz; diğer yandan gerekirse biraz yumuşak yerlerde secde ederek alında secde izinin çıkmasına engel olmalıyız.Asıl marifet, insanın çok ibadet etmesi, ama bunu belli etmemesidir. Bu durum bütün ibadetler için geçerlidir: Mümin çok oruç tutmalı ama bunu göstermeye çalışmamalı, çok tasaddukta bulunmalı ama bunu kimseye hissettirmemeli, çok