İçeriğe geç

namaz kılmalı ama bu, Rabbiyle arasında kalmalıdır. Hatta mümkünse bunları gizlemelidir. İnsanın yaptığı ibadetleri göstermeye çalışması, bunu da büyük bir şey olarak takdim etmesi Allah’a karşı saygısızlıktır. Zira biz O’na ne kadar çok ibadet edersek edelim, kulluğun hakkını verdiğimizi iddia edemeyiz. O zaman neyi gözümüzde çok görüyor, başkalarına çok gösteriyoruz ki? Ayrıca yaptığımız ibadetleri Allah’ın görmesini ve bilmesini yeterli bulmuyor muyuz ki başkalarına da gösteriyor, duyuruyoruz.Âyette zikredilen secde izi meselesine de bu açıdan bakmakta fayda vardır. Burada asıl vurgulanan husus, secde ede ede alında siyahımsı veya kahverengi bir rengin belirmesi veya bir nasırın oluşması değildir. Allah kıldığımız namazları, ettiğimiz secdeleri gördükten ve bildikten sonra alnımızda iz oluşsa ne olur, oluşmasa ne olur. Madem O bizim her hâlimize nigâhban, niye O’nun bilmesiyle, görmesiyle iktifa etmiyoruz? Başkalarının bilmesine, görmesine ihtiyaç duyma, Allah’ın görüp bilmesini yeterli bulmama demektir. Oysaki Kur’ân-ı Kerim birçok âyet-i kerimede, “Hesap görücü olarak Allah yeter.”, “Şahit olarak Allah yeter.”, “Bilen olarak Allah yeter.”, “Vekil olarak Allah yeter.” buyuruyor. Bir taraftan Allah’ın her şeye yettiğine inanacağız, beri tarafta bir kısım emarelerle, izlerle, çizgilerle, tavır ve davranışlarla, öksürmelerle vs. kendimizi ifade edecek, kendimizi anlatacağız. Bu büyük bir çelişki değil midir?Esasında âyet-i kerimeden anlaşılması gereken öncelikli mânâ, secdenin Allah katında ifade ettiği değerdir. Efendimiz de (sallallâhu aleyhi ve sellem) kulun Cenab-ı Hakk’a en yakın olduğu ânın secde ânı olduğunu beyan eder ve orada Allah’a çokça dua edilmesini tavsiye buyurur. Zira secde sayesinde insan, mahiyetinde mevcut bulunan kibir ve büyüklenmeye karşı çıkmaktadır. Böylece asıl büyüğün Allah olduğunu kavramış, O’nun karşısında kendi küçüklüğünü kabul ve ilan etmiş olur. İnsan, Allah karşısında yere kapandığı, ayaklarını

188