Önemli bir Hanefî fakihi olan Ebu’l-Leys es-Semerkandî Hazretleri’nin Tenbîhu’l-gâfilîn adlı kitabı rekâik konusunda önemli eserlerden biri olarak kabul edilir. O, bu eserinde ihlâs, Cennet, Cehennem, mizan gibi konuları ele almıştır. Son bahsinde de şeytanın, Allah Resûlü’yle (sallallâhu aleyhi ve sellem) karşılaşmasını anlatır. Bu konuları işlerken o, Buhârî, Müslim hassasiyetinde senet zincirine dikkat etmemiş olabilir. Aynı durum İmam Gazzâlî’nin İhyâ’sında da söz konusudur. Zira onlar, tergip (teşvik) ve terhip (uyarma) adına zayıf rivayetleri kitaplarına almada bir beis görmemişlerdir.
Bu mevzuda eser kaleme alan İmam Kurtubî Hazretleri daha hassas, daha temkinli ve dikkatlidir. Aynı zamanda Mâlikî mezhebinin önde gelen bir fakihi olan İmam Kurtubî’nin tefsirdeki mahareti de müsellemdir.
Bugüne kadar daha pek çok âlim, dinî hayatın ayakta durması adına önemli bir müeyyide olan rekâike dair mevzuların üzerinde durmuş ve bu konuda eserler telif etmiştir. Ne var ki bunların gönüllerde mâkes bulması ve ruhlarda tesirli olması için, öncelikle muhataplarda sağlam bir imanın mevcut olması gerekir. Çünkü insanlar imanda ne kadar ileri gider ve yakinin mertebelerinde ne kadar terakki ederlerse o ölçüde söylenen ve yazılanları kabul edecek, mesâviye kapanacak ve ibadet ü taate karşı aşk u iştiyak içinde bulunacaklardır. Hiç şüphesiz dinî meselelere karşı bu ölçüde hassasiyet kazanmış olan insanların, bahsedilen müeyyideler karşısındaki tavırları çok farklı olacaktır. Aksi takdirde söylenilen sözler, tunçtan bir duvara toslayacak ve muhataplarda tesir icra etmeyecektir.