İçeriğe geç

Fakat hemen ifade etmeliyim ki, bu zatlar, hiçbir zaman yaşadıkları bu hayatın herkes tarafından uygulanması ve ölçü olarak alınması gerektiği gibi bir iddiada bulunmamışlardır. Aksine dinin ruhunda bulunan o derinliği kendilerini bağlayıcı bir ölçü olarak kabul etmiş ve tercihlerini o istikamette kullanmışlardır.

Benim Sevdam Nerede,

Sizin Mülâhazalarınız Nerede!

İmam Gazzâlî ve Muhasibî’nin ortaya koydukları bu yüksek seviye sadece onlara mahsus da değildir. İslâm tarihi boyunca nice devasa insan, onların çizgisinde bir hayat yaşamışlardır. Meselâ tâbiînin büyüklerinden Hasan Basrî veya hep hayranlıkla yâd ettiğimiz büyük kadın Râbiatü’l-Adeviyye gibi şahıslar da aynı düşünceleri paylaşır ve o derinlikteki bir hayatı tercih ederler. O büyük kadının büyüklüğüne bakın ki, tâbiîn-i izamdan olan ve bizim hadiste kudve, imam saydığımız iki zat, bir gün kendisini ziyaret ettiklerinde kulübeciğindeki o baş döndüren zâhidâne hayatı ve basit yaşantısını görünce, dayanamaz ve hayatını birazcık değiştirmesi tavsiyesinde bulunurlar. Bunun üzerine Râbiatü’l-Adeviyye, muhataplarını şöyle bir süzdükten sonra: “Allah Allah,Ben gıyabınızda sizi tanıyor ve belli bir seviyenin insanları olarakbiliyordum. Fakat bu ne hâl! Benim sevdam nerede sizin mülâhazalarınıznerede! Sizin gibi belli bir konumu ihraz etmiş kişilerden nasılböyle bir teklif sâdır olur. Milletin gözünün içine baktığı insanlarınsevdaları bu mu olmalıydı!” mânâsına gelecek ikazlarda bulunur.

74