İçeriğe geç

Aslında siyer-i nebevîye bakıldığında, Peygamber Efendimiz’in de (sallallâhu aleyhi ve sellem), umum ashabına seslenirken ifade etmediği bir kısım hakikatleri bazı sırdaşlarıyla paylaştığını görebiliriz. Çünkü O Hazreti Ruh-u Seyyidi’l-Enâm’ın (aleyhi elfü elfi salâtin ve selâm), öyle bir hususiyeti vardı ki, O’nun o bitâneliğine (sırdaşlığına) Cibril (aleyhisselâm) bile koşuyordu. Çünkü O, أَوَّلُ مَا خَلَقَاللّهُ نُورِي“Allah’ın ilk yarattığı, benim nurumdur.”9 hakikatinin kahramanıydı, hakaik-i eşyanın özüydü. İlk haric-i vücut nokta-i nazarından fizik âlemi itibarıyla var edilen O’ydu. Ezelî olmasa da ezele en yakın duran da O’ydu. İşte İki Cihan Serveri’nin (sallallâhu aleyhi ve sellem), bu yönü itibarıyla Hazreti Huzeyfe ve Ebû Hureyre (radıyallâhu anhüma) gibi “bitâne”leri vardı. En çok hadis rivayet eden sahabi unvanıyla serfiraz Hazreti Ebû Hüreyre (radıyallâhu anh), Allah Resûlü’nden duyduğu hadislerin yarısını rivayet ettiğini ifade etmiş ve şöyle demiştir: “Eğer Efendimiz’den duyduğum hadislerin diğer yarısını da size söyleseydim, şu boynum uçurulurdu.”10 Demek ki, Peygamber Efendimiz’in hususî mahiyette ona söylediği, ciddi derinlikleri olan hususlar vardı ve bunlar herkesi alâkadar eden şeyler de değildi. Belki özel olarak Hazreti Ebû Bekir, Selman-ı Farisî veya İbn Mes’ud gibi kimselere fısıldadığı mevzulardı. Bu sahabi efendilerimiz de o hakikatleri anlayabilecek muhatap bulduklarında, onlara zahirî ahkâmın yanı sıra daha başka hakikatleri de dile getirdiler. Demek ki ifade edilecek hususlar muhatabın konum ve seviyesine göre farklılık arz edebilmektedir.

80