İçeriğe geç

Belki ben bunları anlatırken sizin zihninizden: “Günümüzde hadisler bilgisayarlara yüklendiğinden, bilgisayar tuşuna tıklar tıklamaz aradığımız hadis hemen karşımıza çıkıyor.” şeklinde bir düşünce geçebilir. Fakat hemen ifade edeyim ki, bu ilim değildir. Evet, bir meseleyi bir yerden tıklayıp alma, fişleme, fişlediği meseleleri kitaplara geçirme, sonra onu jürilere arz etme hakikî mânâda ilim değildir. Asıl mesele, ele aldığı konuları selef-i salihîn gibi değerlendirmeye tâbi tutacak seviyede işin özüne ve ruhuna vâkıf olabilmektir.

Bu açıdan hicret-i seniyyenin üçüncü asrında yetişen o nadide insanlara ben hep, Cenâb-ı Hakk’ın İslâm için yarattığı harika insanlar nazarıyla baktım. Evet, İmam Buhârî, İmam Müslim, Ebû Davud Sicistanî, İmam Tirmizî, İmam Nesâî, İbn Mâce gibi kimseler, Allah’ın hususî mahiyette yarattığı insanlardır bana göre. Bazıları görmezlikten gelmeye çalışsa da, esasında İmam Tahavî Hazretleri de bunlardan geri değildir. Hatta metn-i hadis mevzuunda onun ortaya koyduğu tespit ve ölçülerin, İmam Buhârî’nin önünde olduğu dahi söylenebilir. Hâsılı, o devasa kametlerin ortaya koydukları eserler ve yaptıkları çalışmalara bakıldığında onların âdeta hususî mahiyette yaratıldığı görülecektir.

İşte Buhârî veya Ebû Hanife gibi devasa kametlerin bulunduğu böyle bir dönemde onların mektebine devam eden binlerce insan varken, o binlerce insan arasından entelektüel diyebileceğimiz seviyede yirmi-otuz insan yetişiyordu. Bu açıdan yüce ve yüksek bir hedef adına böyle bir mübarek yola çıktığınızda ne kadar çok insanla yola koyulursanız o kadar avantajla geriye döner ve millete de o ölçüde istifade edebileceği bir zemin bırakmış olursunuz.

175