Bu sebeple diyoruz ki, Cenâb-ı Hak gidilen yerlerde gönlünüzün ilhamlarını seslendirebileceğiniz değişik vesileler lütfedebilir. Fakat siz, bu vesileleri değerlendirirken, ruhunuzun ilhamlarını, Türkiye’ye ve sizin kültür ortamınıza göre değil de, bulunduğunuz kültür ortamına göre seslendirmelisiniz. Bu da eşya ve hâdiselere daha bütüncül bakabilen, muhatapları daha engince kucaklayabilen, vicdanı geniş rehberlere ihtiyaç olduğunu gösterir. İşte bu ihtiyacın karşılanması için yeniden bir okuma ve bir düşünme seferberliği başlatılmalıdır.
Resûl-i Ekrem Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) meseleye “tezâkür” kelimesiyle yaklaşıyor.5 Bu kelimenin mânâsı, en az iki veya daha çok kişinin iştirakiyle bazı meselelerin müzakere edilmesi demektir. Bu şekilde bir halka teşkil edip aralarında müzakerede bulunan insanların rahmet-i ilahîyle sarılıp sarmalanacağını ve koruma altına alınacağını da yine Efendiler Efendisi buyuruyor. Ayrıca o, böyle bir meclis için, لَا يَشْقَى بِهِمْ جَلِيسُهُمْ“Onlarla oturup kalkan, o da tâli’siz olmaz.”6 müjdesini veriyor. Yani alâ külli hâl o mecliste bulunan herkese heyet-i içtimaiyeden bir şeyler bulaşır, kafasına veya gönlüne bir şeyler girer. Belki de o şahıs, o topluluk içine, dünyevî bir mülâhaza ile girmiş, maddî bazı menfaatler aparmak ve koparmak için uğramıştı. Fakat o insanlarla düşe kalka ona da bir şeyler bulaşır. Daha doğrusu o şahıs, heyetin insibağını yaşar. Şahs-ı mânevî, bir fırça da ona çalar ve böylece o da mânevî bir boya ile boyanmış olur. Bu açıdan Allah’ın inayet ve lütfuyla, mürşid ve rehberlerin, müzakere vesilesiyle, hemen her müşkili hal yoluna koyacak, her probleme çözüm üretecek, her soruya cevap verecek bir seviyeye ulaştırılmaları gerekir.
Dipnotlar
- 5 Dârimî, mukaddime 32.
- 6 Buhârî, daavât 66; Müslim, zikir 25.