İşte hendesî genişlemeye mukabil bu usûl ve bu enginlikte eserleri okuyup yolumuzu aydınlatacak rehber ve mürşidlere ihtiyaç vardır. Yoksa riyazî durumla iktifa ettiğimiz takdirde, ciddî bir beslenme olmadığı için pek çok arıza zuhur edebilir. Zaten zaman zaman ortaya çıkan arızalar da esasen öze ve kendi değerlerimizi keşfe yönelik ciddî bir okuma gayretinin olmamasından kaynaklanmaktadır. Şeklîlik ve sûrîlikte kalma, sadece kışırda dolaşıp durma, bu gibi problemlerin altında yatan temel saiklerdir. Hazreti Pîr, kendi yazdığı İhlâs Risalesi’ni 115 defa okumuştur. Şimdi profesör olan birisi bu durumu hayretle karşılayarak: “Bir insan kendi yazdığı bir eseri bu kadar okur mu?” demişti. Bence o eser o kadar okumaya değecekse, okunmalıdır. Zira Hazreti Pîr, her okuyuşunda, gönlüne doğan mevârid ve mevâhible çok farklı ufuklara açılmış ve çok farklı derinliklere yelken açmıştır. Fakat ne yazık ki, şu anki geniş imkânlarımıza rağmen bizim, mahrutî bir bakış açısıyla “Şu konu falan yerde şöyle anlatılıyor. Filân yerde ise aynı konu bir fihrist hâlinde şöyle dile getiriliyor. Orayla burası arasında da şöyle bir münasebet var.” enginliğinde okuyabildiğimizi zannetmiyorum.
İşte toplum olarak bugün biz, ister Kur’ân-ı Mucizü’l-Beyan, ister Sünnet-i Sahiha, isterse onların çağımıza göre hususî mahiyette tefsir ve izahının yapıldığı eserleri yeniden ele alarak sindire sindire, yedire yedire tabiatının bir yanı hâline getirmiş mürşid ve rehberlere muhtacız. Yoksa bir taraftan açılma son hızıyla gerçekleşirken, diğer taraftan hiç beklenmedik şekilde elli yerde elli tane farklı problemle karşılaşırsınız. Bu defa o problemleri nasıl çözeceğinizi düşünür, onlarla enerjinizi tüketir ve belki de pek çoğunu çözmeye muktedir olamazsınız.