Asıl konumuza dönecek olursak, evet, bugün siz, dünyanın pek çok yerinde aynı tabloyla karşı karşıya kalırsınız. Yani sermayeyi ellerinde tutan, hâkimiyeti ele geçiren, halka bakarken yere bakıyor gibi küçümseyici ve tahkir edici bir bakışla bakan, kendilerine ise göklere bakıyor gibi bir gurur ve kibirle bakan sınıf ve zümreler toplumların kaderine hâkim gibi görünmektedir. Bu acı tablo karşısında yapılması gereken ise, hak ve hakikat yolcularının, basiret ve firasetle haksızlıklar karşısında iradelerinin hakkını vermeleridir. Merhum Âkif bir yerde “Hakkımı vermem” diyenin hak sahibi olduğuna dikkat çeker. Bu, haksızlıklar karşısında bağırıp çağırma ve yaygara koparma demek değildir. Çünkü mücerret bağırıp çağırma hakkın istirdadı noktasında hiçbir şey ifade etmez. Başta yapılması gereken, insanın hakkını muhafaza mevzuunda uyanık, müteyakkız ve kararlı bir tavır ortaya koymasıdır. Eğer fert, her şeye rağmen hakkını başkalarına kaptırmışsa, o zaman da onu istirdat yolunda her türlü fedakârlığı göğüslemeli, basiret ve firasetle, adalet dairesi içinde ve hukuka riayet çerçevesinde kararlı bir şekilde hakkını geri alma gayreti içinde bulunmalıdır.