Bu açıdan kendilerini kast sisteminin en üst basamağında gören ve hakkı ezmek haklarıymış gibi davranan o oligarşik azınlık içinden de “nice servi revân canlar, nice gül yüzlü sultanlar ve nice Hüsrev gibi hanlar” çıkacak ve insanlık davasına omuz vereceklerdir. Günümüzde de değişik vesilelerle bunun emarelerini görebilirsiniz. Belki bir yağmur gibi olmasa da yapraklara konmuş bir şebnem ve jale gibi bunun emareleri görülmektedir. Meselâ dünyevî imkânları çok iyi olan, toplumun üst basamaklarında bulunan şahısların, Anadolu insanının başlattığı eğitim hareketini takdir edip “Müsaade ederseniz, bir yerde çağımıza uygun şöyle bir okul da ben yaptırmak istiyorum!” şeklinde tekliflerde bulunduklarına sizler de şahit olmuşsunuzdur.
Evet, siz İstanbul, Ankara, İzmir gibi şehirleri gözden geçirin, Gaziantep’e uzanın, oradan Adana ve Antalya’ya geçin, ülkemizin farklı beldelerinde çok farklı kesimlerden insanların eğitim hizmetine sahip çıktığını göreceksiniz. Meselâ, yakın bir zaman önce, arkadaşlar, Akdeniz bölgesinde bir vilâyette bir zatın tek başına bir üniversite yaptırdığını, onu gören başka bir şahsın da, “Bir üniversite de ben yaptırmak istiyorum.” teklifinde bulunduğunu nakletmişlerdi. Öyle anlaşılıyor ki, bugüne kadar ciddî bir şekilde eğitim meselesine sahip çıkılmadığını gören insanlar, günümüzde eğitime yapılan yatırımların yerinde kullanıldığını, çarçur edilmediğini, cevher gibi, sevgi ve hoşgörüyle, ilim ve irfanla mücehhez bir nesl-i cedidin yetiştirildiğini görünce işin hakkaniyetine kanaat getirdi, ona gönülden teveccühte bulundu ve o işi sahiplendiler.