İçeriğe geç

İşte, çok güzel bir sesi olduğu, kendisine verilen Zebur’u okumaya başlayınca, dağların ve kuşların onu dinlemek üzere etrafında toplandıkları, bir gün oruç tutup diğer gün iftar ettiği bildirilen Hz. Davud döneminde o gâye-i hayale ulaşılmıştı. Sadece “emri bi’l-maruf nehyi ani’l-münker” vazifesini yapma değil, arzu ettikleri “Arz-ı Mev’ud”da oturma da değil, aynı zamanda “Arz-ı Mev’ud”da devam ve sebatı sağlayabilecek bir güç de lütfedilmişti. Hem öyle bir güç ki, Hz. Süleyman (aleyhisselâm) Sebe’den gelen elçiye “Sen dön ve onlara de ki; biz onların üzerine, karşı koyamayacakları ordularla yürüyeceğiz. Onlarıyurtlarından mağlup ve zelil olarak çıkaracağız.”11 diyebiliyordu.

Kur’ân’da, Hz. Süleyman’ın asla kâfir olmadığı vurgulanmakta ve Allah’ın (celle celâluhu) ona vahyettiği açıklanmaktadır. Hidayet ve nübüvvete kavuşturulduğu; adaleti tatbik konusunda babasını dahi geçtiği; kendisine ilim verildiği; kuşların dilini anladığı; cinlerden, insanlardan ve kuşlardan ordular topladığı bildirilmektedir. Hz. Süleyman’ın en önemli hizmetlerinden biri, “Sebe Melikesi”nin onun maiyyetinde Müslüman oluşudur. Rüzgârın Hz. Süleyman’ın emrine verildiği; erimiş bakır madenlerinin onun için sel gibi akıtıldığı; cinlerden bir kısmının onun emrinde çalıştığı gibi hususlar Kur’ân’dan öğrendiğimiz hususlardır. Hz. Süleyman’ın daima Allah’a yöneldiğini; imtihan edilmesi üzerine, Rabbinden bağışlanma dileğinde bulunduğunu ve kimsenin ulaşamayacağı bir hükümranlığı Rabbinden istediğini de yine Kur’ân’dan öğrenmekteyiz.

162