Evet, şükre esas teşkil edecek, ister doğrudan doğruya, isterse de şöyle böyle şahsımızı, insanî hislerimizi alâkadar eden, bizde bir ilgi uyaran başka varlıklara ait ne kadar nimet varsa onların hepsini birden nazar-ı itibara alarak Cenâb-ı Hakk’a teveccühte bulunup اَلشُّكْرُ لِلّٰهِ demek, o lisanlar sayısınca birbirini çağrıştıran ve nâmütenâhî keyfiyete bürünen bir şükür olur. Fakat böyle bir şükür dahi, Zât-ı Ulûhiyet’in büyüklüğüne uygun değildir. İşte Süleyman (aleyhisselâm) bunun idrakıyla “Yâ Rabbi!” diyor, “Beni nefsime öyle hâkim kıl ki, gerek bana gerek ebeveynime ihsan ettiğin nimetlere şükredeyim.”14 Cenâb-ı Hak’tan kendisini teyit etmesini, ona zahir olmasını istiyor. Ayrıca, salih amel hususunda da Allah Teâlâ’nın inayetine sığınıyor. Ve dahası, salih amel isterken de Rahmân u Rahîm’in rızası hangi amel ve hangi yönde ise ona muvaffak kılınmayı, O’nun rızasına ermeyi talep ediyor.
Soru: Efendim, Süleyman (aleyhisselâm) “Sebe Melikesi”nin tahtını bir anda kendi yanında bulunca hemen onun da Allah’ın bir ihsanı olduğunu söylüyor zannediyorum.
Cevap: Evet, Neml sûresinin kırkıncı âyetinde bu şükran hissi ifade ediliyor. Âyet-i kerime meâlen şöyledir: “Ama nezdinde kitaptan ilim olan bir zât da ‘Ben, sen gözünü açıp kapamadan onu (tahtı) getirebilirim.’ der demez, Süleyman, kraliçenin tahtının yanıbaşında durduğunu görünce ‘Bu, Rabbimin lütuflarındandır. Şükür mü edeceğim, yoksa nankörlerden mi olacağım diye beni sınamak içindir bu nimet. Şükreden sadece kendi lehine olarak şükreder, nankörlük eden ise bilmelidir ki Rabbim onun şükründen müstağnidir, onun şükrüne ihtiyacı yoktur, O’nun ihsan ve keremi boldur.’ dedi.”15
Dipnotlar
- 14 Neml sûresi, 27/19.
- 15 Neml sûresi, 27/40.