Aslında şükür kelimesinin, namaza, oruca, zekâta ve hacca da taalluku vardır. Çünkü, fikrî, zikrî ve amelî şeklinde gruplandırabileceğimiz şekilde fikirle, zikirle ve amelle yapılan şükürler vardır. İnsan düşünerek de şükredebilir; nimetleri derince duyar, onlar karşısında bazen ezilir bazen iki büklüm olur, bazen hicap içinde buruklaşır, bazen اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ , اَلشُّكْرُ لِلّٰهِ sözleriyle coşar, bir başka zaman da nasıl şükredeceğini bilememenin aczini yaşar ve “Sana hakkıyla şükredemedik ey her türlü şükürle, hamd ü senâyla anılması gereken Meşkûr!” der ve kendini ibadet ü tâate verir, başını yere kor, O’na karşı içinde beslediği minnet duygusuyla inler. Fakat âyette sadece “şükür” kelimesinin kullanılması, umumî ubûdiyete çağrıyı hâsıl edeceğinden, daha yerinde ve daha mâkuldür. Yani, Allah’tan (celle celâluhu) gelmiş ve onlara ulaşmış nimetlere karşı kavlen, hâlen ve fiilen mukabelede bulunma mânâsına gelen şükür sözü, tâlî olarak başka mânâları çağrıştırsa da, o andaki mazhariyetler itibarıyla bu kelimenin seçilmesi en mâkul ve münasip ifade tarzıdır. (Allahu a’lem)
Hakikî Şükür ve Süleyman’ın (aleyhisselâm) Şükür Talebi
Soru: Efendim, Süleyman’ın (aleyhisselâm), şükre muvaffak kılması için Cenâb-ı Allah’tan yardım istemesini kendi adımıza nasıl değerlendirmeliyiz?