Üstad Hazretleri, vicdan mekanizmasını ve latîfeleri izah ettiği bir yerde “Hem senin mahiyetine öyle mânevî cihazât ve latîfeler vermiş ki, bazıları dünyayı yutsa tok olmaz.” diyor; başın bir batman taşı kaldırmasına mukabil gözün bir saçı dahi kaldıramadığı gibi, bazı latîfelerin de saç kadar bir ağırlığa, küçük bir gaflet ve dalâlete dayanamayacağını anlatıyor.1 Meselâ, fıtratımıza öyle acayip bir ihtiyaç ve muhabbet istidadı konmuş ki, dünya ve içindekiler onu doyuramıyor; o ihtiyaç ve o muhabbet, bâkî Cennetten ve saadet-i ebediyeden başka hiçbir şeye razı olmuyor; Allah’tan başka hiçbir şeyle huzuru bulamıyor. Zannediyorum, “Milletimizin imanını selâmette görürsem, Cehennemin alevleri içinde yanmaya razıyım. Çünkü vücudum yanarken, gönlüm gül gülistan olur.”2 diyen Bediüzzaman Hazretleri, hissedilmesi ve dile getirilmesi çok zor olan bu duyguyu da öyle bir latîfenin kendisinde inkişaf etmesi neticesinde seslendiriyor. Bu tür latîfeleri keşfettiği için de bizleri teyakkuza çağırıyor, “Madem öyledir, hazer et, dikkatle bas, batmaktan kork. Bir lokma, bir kelime, bir dane, bir lem’a, bir işarette, bir öpmekte batma. Dünyayı yutan büyük latîfelerini onda batırma.”3 diyor.
Demek ki, haram bir lokma, yalan bir kelime, yasak bir bakış veya gayr-i meşrû bir dokunuş birer kayma noktası oluyor ve bazı latîfelerin sönmesine, hatta ölmesine sebebiyet verebiliyor. İnsan başlangıçta hiç de önemsemediği bu küçük inhiraflar yüzünden zamanla yoldan çıkıyor, kendi kimliğinden uzaklaşıyor, değer ölçülerine karşı yabancılaşıyor ve her an düşebileceği bir kaygan zemine girmiş oluyor; bazen sürçüyor, bazen düşüyor, bazen de yüzüstü kapaklanıyor ve bir daha da belini doğrultamıyor. Hep iki büklüm ve kambur olarak yürümeye mahkûm oluyor.
Dipnotlar
- 1 Bediüzzaman, Lem’alar s.169 (On Yedinci Lem’a, On Dördüncü Lem’a, Üçüncü Remiz).
- 2 Bediüzzaman, Tarihçe-i Hayat s.616 (Tahliller).
- 3 Bediüzzaman, Lem’alar s.169 (On Yedinci Lem’a, On Dördüncü Lem’a, Üçüncü Remiz).