Dünyayı terk etme mevzuuna en güzel misallerden biri Hazreti Eyyûb (aleyhisselâm)’ın hâlidir: Hazreti Eyyûb’un sabır ve tevekkülünü sadece yakalandığı hastalıklarda, maruz kaldığı yara berede değil, hayatının ve geçirdiği imtihanların tamamında görmeye çalışmak lazım. Allah Teâlâ, onu çok çeşitli şekillerde imtihan etmişti. Eyyûb aleyhisselâm bir gün, koyunlarının kurtlar tarafından telef edildiğini; diğer bir gün, ekinlerinin rüzgâr ve fırtınayla mahv olduğunu öğrenmiş, bu haberler karşısında hiç şikâyette bulunmadığı gibi tam bir teslimiyet içinde eşine “Üzülme! O malı mülkü bana Rabbim vermişti; şimdi de aldı. Hamd olsun, onları bana verip istifade ettirene ve sonra da emanetini geri alana!..” demişti. Bir başka gün de, bir zelzele sonrasında çocuklarının öldüğünü haber almış, onlara olan şefkatindan dolayı gözlerinden yaşlar gelse de, yine aynı sabır, tevekkül ve teslimiyetle “Bana emanet çocuklar verip sonra da geri alan Allah’a hamd olsun.” demişti. Her felaket sonrasında şeytan, Hazreti Eyyûb’un yanına koşup “Sen ibadet ediyorsun, kendini bütün bütün kulluğa veriyorsun ama Allah çocuklarının canını aldı, malını mülkünü telef etti. Dahası, hastalığın da gün geçtikçe şiddetleniyor; hâlâ mı ibadet ü taat diyeceksin?” sözleriyle onu isyana sürüklemeye çalışıyordu ama boşuna uğraşıyordu. Eyyûb (aleyhisselâm) bütün dert ve belalar karşısında sabrını muhafaza ediyor, Allah’tan gelen musibetleri gönül hoşnutluğuyla karşılıyor ve “Hamdolsun Allah’a; O vermişti, yine O aldı.” diyordu. Bunu söylerken de, “O’nun verdikleri bir emanet, ben de bir emanetçiydim; beni emanet yükünden kurtardı.” diyecek kadar inşirah içinde bulunuyordu. (Tabiî ki, bu vak’anın da rivayet edildiği şekliyle cereyan edip etmemesinden ziyade faslı ve anlatmak istediği önemlidir.)