İçeriğe geç

Evet, dünyanın her yanında dinimize ve kendi medeniyetimize tercümanlık eden insanların yaptıkları, onların hususi mahiyette ve kendi tabiatlarına bağlı olarak icat edip ortaya koydukları şeyler değildir. Yani hoşgörü demek, başkalarına sevgi eli uzatmak, el sıkışmak, konumlara saygılı davranmak, kimsenin dinine ve diyanetine ilişmemek onların şahsî hissiyatlarından, özel düşüncelerinden ve mülâyemetlerinden kaynaklanmamakta, sağlam ve kalıcı kaynaklara dayanmaktadır. Bundan dolayı da bu üslûp, muvakkat ve geçici bir üslûp değil, bundan sonra da devam edecek olan, kalıcı bir üslûptur; çünkü, dayandığı kaynaklar kalıcı ve değişmeyen esaslardır.

Meseleye bu zaviyeden bakılınca görülecektir ki; hoşgörü, diyalog, herkese karşı saygı, herkesi kendi konumunda kabullenme diyen insanlar aslında Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) Medine Vesikası’nı bir kere daha seslendirmiş oluyor ve böylece kendi vazifelerini yapıyorlar. Evet, böyle bir yolla gönüllere girmek, Cenâb-ı Hakk’ı duyurmak, Efendimiz’in adını cihanın her yanına ulaştırmak bütün Müslümanlar üzerine bir vazifedir. Dolayısıyla, bugün dünyanın değişik ülkelerinde gönüllü kültür elçileri gibi görev yapan insanlar dinin tahmil buyurduğu bu vazifeyi de eda ediyorlar.

Acz u Fakr Sermayesi

268