Diğer taraftan, oruçta hulûs çok önemlidir. Kul, oruç tutarken hulûs içinde olmalı, yani onu Cenâb-ı Hakk’ın kendisine armağan etmiş olduğu bir hediye gibi telakki etmeli ve kat’iyen onun içine Rabbin rızasından başka bir şey karıştırmamalıdır. Dahası, sürekli “Orucumu tam tutamadım, onu hakkıyla eda edemedim, Ramazan’ın hakkını veremedim!” mülâhazası içinde bulunmalıdır. Yoksa, bir şey yapıyor gibi çalıma girme, hatta başkalarına “şöyle tutuyorum, böyle tutuyorum” gibi caka yapma.. “Geceleri kalkıp şunu yapıyorum, bunu yapıyorum” diyerek süm’a ve riyalara girme, ibadetlerinin güya derinliğini ihsasta bulunma.. bunlar ihlâsa manidir ve o orucu da, onu tutanı da malum hadis-i şerifin tehdit sınırlarına girdirir: “Nice oruç tutanlar vardır ki, yemeden içmeden kesilmeleri onların yanına açlık ve susuzluktan başka kâr bırakmaz.”3 Öyleyse, orucun aynı zamanda bütünüyle Cenâb-ı Hakk’a, O’nun rızasına bağlanması lazımdır. Ve zaten sizin, orucu, O’ndan alıp kendinize mal etmeniz, onunla Allah’ın rızasının dışında bir kâr elde etmeye çalışmanız onun vaz’ediliş hikmetine de aykırıdır. Çünkü Cenâb-ı Hak buyuruyor ki: اَلصَّوْمُ لِي وَأَنَا أَجْزِي بِه۪“Oruç sırf Benim rızam için tutulur, onun mükâfatını da bizzat Ben takdir eder, veririm.”4
Dipnotlar
- 3 İbn Mâce, sıyâm 21; Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 2/373.
- 4 Buhârî, savm 2, 9, libâs 78, tevhid 35, 50; Müslim, sıyâm 161, 163-165.