Diğer taraftan, azgın bir insan karşısında bile yumuşak bir üslûp tavsiye edilmesi; mübelliğin tabiatıyla bütünleşmesi gereken o üslûbun ârizi sebeplerle değiştirilmeyeceğini tembih ve muhatapları da o nezih üslûba fiilen çağrı mânâsına gelmekteydi. Ayrıca, Hazreti Musa’nın, bir zamanlar kendilerinden iyilikler gördüğü kimselere karşı yumuşak davranması, kavl-i leyyinle konuşması ve hususiyle onları Hakk’a çağırıp ebediyete uyarması, risalet vazifesinin yanında, hiç olmazsa ilk mülâkatta onun kadirşinaslığının da bir gereğiydi.
Hazreti Harun’un Beraberliği
Bu hâdisede üzerinde durulması gereken diğer bir husus da, Firavun’a sadece Hazreti Musa’nın gitmemesi, kardeşi Hazreti Harun’u da beraber götürmesidir. Bu davranış, bazı işlerin kolektif yapılmasının daha müessir ve yararlı olacağına da bir işarettir. Hususiyle de büyüklerin ya da büyüklük taslayanların ayağına gidecek olan tebliğ erlerinin birbirlerine mânevî destek olmaları ve zâhirî yalnızlığın endişelerinden kurtulmaları bakımından çok önemlidir.