İçeriğe geç

Zaten, İsrail kaynaklarında, Seyyidina Hazreti Musa Tur’dan döndüğü zaman, mübarek yüzünün bambaşka bir hâl aldığı rivayet edilir. Bir mânâda sübuhât-ı veche mazhar olunca, vech-i zülcemali bir insanın bakamayacağı kadar nurlanır. Onun için, Hazreti Musa, yüzüne peçe çeker. İşte Firavun, siması çok güzel, gönlü sımsıcak ve dili pek tatlı olan Hazreti Musa’ya ilk kez şartlanmışlıklarından kurtularak bakınca, onu daha başka görür ve hakkında daha farklı düşünür. Dolayısıyla, Hazreti Musa’ya en azından müzakere hakkı verir; “Seninle konuşalım, anlaşalım!” der.

Sihirbazlarla Müsabaka

Aslında, güç ve kuvvet olarak Firavun’un pes etmesini gerektirecek bir durum söz konusu değildi. O emir verse, sadece saray muhafızlarıyla bütün İsrailoğulları’nı kılıçtan geçirebilecek kadar kuvvetli bir orduya sahipti. Fakat, Seyyidina Hazreti Musa, Allah’tan aldığı o güçle inşiraha kavuşup azıcık mülayim davranınca, Firavun ilâhî rahmetin genişliğini görmüş; başkaldırdığı ve “Tanrı benim” dediği hâlde Allah’ın onu da hidayete çağırması karşısında ne yapacağını şaşırmıştı. Hazreti Musa, nerede durduğunu yüzüne vururcasına konuşmamıştı onunla. Onun kibrine ve bazı çirkinliklerine muvakkaten göz yummuştu. Ahsen-i takvîm üzere yaratılan her insan gibi onun cibilliyetinde de potansiyel bir fazilet ve kemal nüvesi bulunduğunu nazar-ı itibara alarak ona bir değer atfetmişti. Böylece de onu kendi zeminine çekmiş ve tesir edebileceği bir alanda karşılıklı münazaraya sevk etmişti. Diyalog kapısını aralayarak, onu insafa çağırmış; kendi duygu ve düşüncelerini ifade etme fırsatı yakalamıştı. Firavun, son bir çare olarak, Hazreti Musa’yı kendi sihirbazlarıyla müsabakaya davet etmişti.

306