Kendisini iman ve Kur’ân hizmetine adamış öyle insanlar vardır ki, onlar bazı şükür televvünlü düşüncelerinden dolayı bile istiğfar ederler. Meselâ, tahdîs-i nimete bağlı olarak, “Şükürler olsun, Cenâb-ı Hak bize bu kadar temiz arkadaş ihsan etti, vatana ve millete hizmet yolunda bunca imkân verdi.. sonra dünyanın dört bir yanına açılma fırsatı bahşetti, fedakâr ruhların gönüllerini hicret duygusuyla doldurdu; onların çoğu gittikleri yerlerde aylarca maaş alamadılar ama yine de ihlâsla çalıştılar, vazifeyi bırakıp geriye dönmeyi düşünmediler. Öyle inanıyorum ki, bu adanmış ruhlar gelecekte çok şey ifade edecekler!..” deseler, hatta bu duyguyu dile getirmeseler, sadece mülâhaza safhasında bıraksalar, yine de hemen başlarını seccadeye koyar ve iki büklüm bir hâlde “Estağfirullah” derler. Neden?!. Çünkü, Allah’ın sonsuz güç ve kuvveti varken, başka vesilelere tesir isnat etmeyi sinsi ve gizli şirk sayarlar.
Onlar, duygu ve düşünceleri açısından bu kadar incelerden ince oldukları gibi, tavır ve davranışları zaviyesinden de kılı kırk yararcasına hareket ederler. Cenâb-ı Hak’la hangi seviyede münasebet kurabilmişlerse, o seviyeye göre muameleye tâbi tutulacakları inancıyla hâl, tavır ve davranışlarına çeki-düzen verirler. Hatta onlardan bazıları, affedersiniz, banyoda ve tuvalette açılıp saçılmayı bile hayaya muhalif görürler. Nitekim, Ebû Musa el-Eş’arî Hazretleri’nin (radıyallâhu anh) “Gece karanlığında yıkanırken belimi doğrultmaktan hayâ ediyorum; bir yerim açılacak diye ödüm kopuyor!”5 sözü bu ufkun insanlarındaki hassasiyetin sesi soluğudur.
Dipnotlar
- 5 İbn Ebî Şeybe, el-Musannef 1/100; Ebû Nuaym, Hilyetü’l-evliyâ 1/260.