İçeriğe geç

O dönemde Müslümanlar, emredilen güzel amelleri yapmak, yasaklanan çirkinliklerden de uzak durmak için var güçlerini harcıyorlardı. Onlar, salih amellerin bütününe tâkatlerinin yettiği ölçüde sarılmaya çalıştıkları gibi, münkerâtın ve fuhşiyâtın her çeşidine karşı da çok temkinli davranıyor ve onların kötülükteki seviyelerine bakmadan hepsinden aynı şekilde kaçınıyorlardı. Meselâ; faiz ve içki gibi yasaklar ancak Medine döneminde açıktan açığa ve tevile, tefsire mahal kalmayacak şekilde bildirilmişti; fakat, sahabenin pek çoğu daha Mekke’deyken bu fiillerin çirkinliklerine imada bulunan âyetler gelir gelmez onlardan vazgeçmişlerdi ve artık o günahların semtine dahi yaklaşmıyorlardı.

Ne var ki, Medine’ye hicretten sonra, İslâm coğrafyası her geçen gün biraz daha genişlemiş ve halk fevc fevc Allah’ın dinine girmeye başlamıştı. Bunun tabiî bir neticesi olarak da, özellikle muamelât konusunda fikir ve tatbikat farklılıkları baş göstermiş; hususiyle yeni Müslüman olanlar kendilerini ilgilendiren mevzuların tafsilâtlı olarak ortaya konmasını istemişlerdi. Mevcut esasları açıklayıcı ve mukaddimeleri tamamlayıcı mahiyetteki hükümlere, haram ile mekruh, helâl ile mendup gibi sahaların arasını ayıracak sınırların belirlenmesine ihtiyaç duymuşlardı. Bunun üzerine, Mekke döneminde tespit edilen küllî kaideler, Medine’de bazı cüz’î hükümlerle tekit ve teyit edilmiş; mücmel bulunan Mekkî esaslar tafsilâtlı olarak anlatılmış, birkaç ihtimalli beyanlara açıklık kazandırılmış, mutlak ifadeler kayıtlar altına alınmış ve umumî prensipler tahsis edilmişti. Medine devrine ait bu tefsîr, tafsîl, takyîd ve tahsîslerle önceki küllî esaslar tamamlanmış ve din bütün objektifliğiyle ve herkesi kuşatıcılığıyla kemale erdirilmişti.

211