Diğer taraftan, bir insanın mârifet ufku da onun mükellefiyet çizgisinin belirlenmesinde çok önemli bir unsurdur. Hak dostları, حَسَنَاتُ الْأَبْرَارِ سَيِّئَاتُ الْمُقَرَّبِينَ“Ebrârın öyle iyilikleri vardır ki, onlarmukarrebîn için günah sayılır.”3 demişlerdir. Bu söz de, –füruat açısından– şer’î kıstasların bazı insanlara göre değişiklik gösterebileceğini ifade etmektedir. Evet, bazı kimseler vardır ki, onlar konumları itibarıyla, daima hıfz u inayet altındadırlar ve onların da bu himayeye karşı vefalı davranmaları beklenir. Bu itibarla, avam ukûbet endişesiyle Hakk’a sığınırken, ebrar makam ve derecâtı muhafaza duygusuyla O’nda fâni olmaya çalışırlar; fakat, mukarrebîn halkasındakiler O’ndan başka her şeye karşı kapanma peşinde olmalıdırlar.
Bir insan, mârifet ufku açısından kendisini Cenâb-ı Hakk’a çok yakın hissediyorsa, meselâ, bir kurbet kahramanının dediği gibi “Başımı secdeye koyarken Arş-ı İlâhî’ye dokunacakmış gibi oluyorum.” diyorsa, artık o harem dairesine alınmış demektir ve onun her hareketinin hareme uygun olması gerekir. Gayri o, sokakta değildir, giriş kapısında değildir, koridorda ya da bekleme salonunda da değildir; harem dairesine girmiş, otağını sarây-ı hümâyunun merkez noktasına kurmuştur. İşte orada, oturma da başka türlü olur kalkma da, konuşmanın da keyfiyeti değişir susmanın da.. harem dairesindeki tavır ve davranışlar tamamen hususîdir. Hatta, çoğu zaman orada dili tutmak yetmez, o makam gönlün meyillerini de zabtetmeyi gerektiren bir makamdır.
Dipnotlar
- 3 Bkz.: Hatîb el-Bağdâdî, Târîhu Bağdâd 4/276; İbn Asâkir, Târîhu Dimaşk 5/137.