İçeriğe geç

Tabiî ki, korteksini mâsivâ ile doldurmuş, şuuraltı müktesebâtını mal mülk düşünceleriyle oluşturmuş ve bütünüyle dünyevî mülâhazalara gömülmüş bir insanın ölüm ötesindeki hali de aynı çizgide şekillenecektir. Böyle bir zavallı, “Men Rabbuke?” sorusuna muhatap olunca, kat’iyen doğru cevabı veremeyecektir; zira, şuuraltı müktesebâtında bu suâle dair bir malumat bulamayacaktır. Duygu ve düşünce harmanında, elini attığı her yerde nefis, mal, mülk, şan ve şöhret kırıntılarına rastlayacak ama mârifet-i Sâni hesabına hiçbir semereye tevafuk edemeyecektir. Evet, kabirde “Men Rabbuke ve men nebiyyuke ve ma dînuke?” sorularıyla başlayan ahiret menzillerinin her biri bir akabedir; ne var ki, bunların aşılması daha dünyadayken azık hazırlamaya ve faydasız yüklerden kurtulmaya bağlıdır.

Söz gelmişken, nazara verilen hususların, hâdisenin kahramanlarına yakışması ve ibret verici olması yönüyle, zikredilmesinde fayda mülâhaza ettiğim bir menkıbeyi anlatmak istiyorum. Denilir ki: Rehber-i Ekmel (aleyhissalâtü vesselâm) Efendimiz, bir gün mescidde kabir azabına, Münker ve Nekir’in ilk sorgulama esnasındaki heybetli hâllerine ve berzah hayatına dair beyanda bulunurken, Hazreti Ömer (radıyallahu anh), “Ya Resûlallah, suâl anında şimdiki aklımız bize verilir mi?” diye sorar. Hikmetin Lisan-ı Fasîhi (aleyhi ekmelüttehâyâ) Efendimiz, “Şimdiki aklınızla nasılsanız kabirde de öyle olursunuz.” buyurur. Bu cevap üzerine Hazreti Ömer, “Böyle olduktan sonra, kabir suâliyle alâkalı korku ve elem çekmeye lüzum yoktur.” der.

49