İçeriğe geç

Rıza Ufkuna Kilitli Bendeler

Demek ki ahirete ait ameller dünyevî herhangi bir ücret ve beklentiyle berheva edilmemeli, her şey rıza-i ilâhîye bağlanmalıdır. Uhrevî ameller, “…diyeyim, edeyim, yapayım, civanmertlik sergileyeyim, ölesiye koşayım; koşayım da namımı duyurayım, başbakan olayım, cumhurbaşkanı olayım…” gibi dünyevî arzu, heves ve beklentilere bağlanılırsa –hafizanallah– bütün kazançlar dünyanın darlığı içinde yenilip bitirilmiş olur.

Hâlbuki bir mü’min olarak bizler, başlarımız Hak kapısının eşiğinde, sağa sola bakmadan gözlerimiz kapının aralanmasında, ömrümüzü hep öyle geçirmemiz, O’nun rızasına hep öyle kilitli kalmamız gerekir. Allah kapısında böyle bir duruşa geçmiş insan zaten sağa sola bakmaz. Hatta zannediyorum değil Mahbûb-u Hakikî’nin karasevdalısı inanmış gönüller, fâni bir mahbub için dağları delmeye koyulmuş bir Ferhat, çöllere düşmüş bir Mecnun bile sevgilisinin peşinden koşarken sağa sola bakmaz; bakmaz ve hep maşukunu takip eder, attığı adımların izlerini koklar ve arkasından koşar. Hatta ona ulaştığı zaman bile belki, onu görmez. İşte Mahbûb-u Hakikî’nin gerçek karasevdalıları da, vuslat mevzuunda O’na kavuşma iştiyakıyla içten içe yanıp tutuşsalar dahi “Sinelerimiz hicranla ocaklar gibi yansa, belki bazen elimizde olmadan gözlerimizden yaşlar boşalsa yine de Senin yolunda olmak, Senin yolunda ölüp ölüp dirilmek bizim için daha nefis geliyor.” derler. Çünkü bunlar O’nun hakkı; kapıkulu, boynu tasmalı bendelerinin de vazifesidir. Evet, gözünü rıza ufkuna dikmiş birisi için dünyevî hiçbir talep söz konusu olamaz/olmamalıdır.

126