Ayrıca üzerinde durulabilir ancak asıl konumuz olmadığından sadece işaret nev’inden bir hususa daha temas edip geçmek istiyorum: Şöyle ki, mevzuumuz olan âyet-i kerimenin öncesinde kıyamete yemin ediliyor; devamında ise أَيَحْسَبُ الْإِنْسَانُ أَلَّنْ نَجْمَعَ عِظَامَهُ“İnsan zannediyor mu ki ölümünden sonra Biz kemiklerini toplayıp onu diriltmeyeceğiz?”7 buyruluyor. Yani insan zannediyor mu ki, bir zaman dünyada onun varlığını meydana getiren biz, daha sonra onun kemiklerini, parçacıklarını, vücudunun uzuvlarını; molekül, atom, elektron, proton, nötron ve partiküllerini yeniden bir araya getiremeyecek, bir halk-ı cedidle, yeniden onu inşa edemeyeceğiz, deniyor. Öyle anlaşılıyor ki, nefs-i levvame ile kıyamet gerçeği ve haşr ü neşir akidesi arasında ciddi bir münasebet söz konusu. Zira görüldüğü üzere haşr ü neşirle alâkalı böyle bir meselede en büyük teminatçı ve en inandırıcı Zât olan Allah (celle celâluhu) nefs-i levvameye kasem ederek bu iman hakikatini ifade buyuruyor. İşte âyetler arasındaki bu münasebetten şöyle bir işaret sezebiliriz: Nefs-i levvame mertebesindeki bir insan, kıyamet ve haşir hakikatine inanma ufkunu yakalamış, kalbinde o iman hakikatini duyup hissedebilecek bir seviyeye ulaşmış kişi demektir.
İsterseniz bu kısacık işaretten sonra asıl konumuz olan nefs-i levvame mevzuuna devam edelim:
En Güzel Ameller Karşısında Nefs-i Levvame
Nefs-i levvame mertebesi sadece yapılan kötülük ve günahlar karşısında pişmanlıkla kıvranıp kendini levmetme, istiğfarda bulunma demek değildir; o, aynı zamanda yapılan en güzel amelleri dahi yeterli bulmama, en güzel davranışlarda bile bir bit yeniği olabileceği mülâhazasıyla yapıp ettiklerini beğenmeme ruh hâlidir.
Dipnotlar
- 7 Kıyâmet sûresi, 75/3.