İçeriğe geç

İman etme, imanını izan seviyesine getirme, sonra onu irfan ufkuna yükseltme, irfanını muhabbetle, muhabbetini de Allah’a aşk u iştiyak ile taçlandırma ve aynı zamanda böyle bir imanı ibadet ü taatle derinleştirme ve ibadet ü taatini de ihsan şuuruyla bezeme gibi hususlar mü’min sıfatıdır. İşte bir insan bu evsafa sahip olduğu takdirde i’lâ-i kelimetullah istikametindeki hedefine ulaşabilir. Ulaşamasa bile o, Allah’ın inayet ve lütfuyla, hedefine varmış gibi mükâfat görür. Çünkü asıl olan, insanın vazifesini yapmış olmasıdır. Mesela öyle peygamberler gelmiştir ki, hiç ümmeti olmamıştır. Bazı peygamberlere tâbi olanların sayısı ise üç-beş kişiyi geçmemiştir. Ancak siz bütün insanlığı toplasanız bir peygambere denk gelemez. Diğer bir ifadeyle siz bütün insanları süzerek onlardaki insanî değerlerin bir hulasasını çıkarsanız ve ondan bir tane âbide yapsanız, yine de ortaya koyduğunuz bu âbide bir peygamber âbidesi olmayacaktır. Çünkü onlar Allah tarafından hususi bir intihapla seçilmiş mustafeyne’l-ahyar olan seçkin ve özel donanıma sahip insanlardır. Buna rağmen bazı peygamberler sadece iki üç insana ulaşabilmiş, ancak onlar hiçbir zaman bunu problem hâline getirmemiş ve asla eda ettikleri vazifeden dûr olmamışlardır.

157