Dahası bir insan, canların kendisi için feda olacağı İnsanlığın İftihar Tablosu (sallallâhu aleyhi ve sellem) hakkında konuşurken bile dikkatli olmak zorundadır. O ki, bizim dünya ve ahiret kurtuluşumuz, iki cihan saadetimizin vesilesidir. Zira, varlığın çehresindeki perdeyi kaldıran; eşyanın ruhunda saklı bulunan sırları gün yüzüne çıkaran, kaos ve keşmekeş içinde gibi görünen şu dünyayı cennetlerin koridoru hâline getiren O’dur. Eğer bugün, inancın büyülü ikliminde, imanımızın derinliği ölçüsünde, şöyle-böyle, itminan ve huzur soluklayabiliyorsak bunlar hep O’nun sayesindedir. Fakat bütün bunlara rağmen siz –haşa ve kella– ulûhiyet isnadı olarak anlaşılabilecek bir vasfı asla O’na isnat edemezsiniz.
Bütün Hamd u Senalar O’na Aittir
Zât-ı Ulûhiyet’i takdir u tebcil etmeye gelince, o mevzuda istediğinizi diyebilirsiniz. Çünkü Cenâb-ı Hakk’ın zıddı ve niddi olmadığı gibi, O’nun rakibi de olamaz. Kimse, “Niye O’nu methediyorlar da benim efendimi methetmiyorlar?” diyemez. Çünkü O, senin de benim de Efendim olduğu gibi, senin efendinin de benim efendimin de Efendisi’dir. Evet, O, Efendiler Efendisi’nin de (sallallâhu aleyhi ve sellem) Efendisi’dir. Peygamberimizin de ifade buyurduğu gibi, “Asıl seyyid Allah’tır.”56 O, herkesin Seyyidi’dir. Bu açıdan takdir ve tebcil adına O’nun hakkında diyebileceğiniz her şeyi deyin. Hatta o Şemsu’ş-Şumus (Güneşler Güneşi) karşısında ziyası kaybolmuş bir ateş böceği gibi sönün gidin. Zaten öyle olmayınca O’nu tam duymanız mümkün değildir. O’nun görülüp bilinmesi, azamet ü ihtişamıyla kendini göstermesi, insanın yok olmasına bağlıdır. Şair ne güzel söylemiştir: