İçeriğe geç

İşte Hz. Musa, Hz. Âdem’in Cennet’ten çıkarılması hâdisesini, kaderin sadece insan iradesini ilgilendiren yönünü esas alarak değerlendirmiş ve söylediklerini bu açıdan söylemişti. Hâlbuki Hz. Âdem meseleye hem Cenâb-ı Hakk’ın tesbit ve takdiri açısından hem de kulun iradesi açısından bakmış ve bir yönüyle makam-ı cem’e göre konuşmuştu. Meseleye böyle bakması sebebiyle de bu mevzuda Hz. Âdem, Hz. Musa’ya üstün gelmişti.

İnsan iradesi, haricî vücudu olmamasına rağmen, Cenâb-ı Hakk’ın yaratmasına bir şart olması dolayısıyla işlenen hatalara mercidir.

مَۤا أَصَابَكَ مِنْ حَسَنَةٍ فَمِنَ اللّٰهِ۬ وَمَۤا أَصَابَكَ مِنْ سَيِّئَةٍ فَمِنْ نَفْسِكَۘ

“Sana isabet eden bütün hayırlar Allah’tan; bütün şerler ise senin nefsindendir.”44 âyeti bize bu ölçüyü veriyor. Fakat meselenin diğer tarafında da “Meşîet-i İlâhiye” vardır. İnsan Allah’ın dilediğinden başka hiçbir şey dileyemez. İşte: وَمَا تَشَۤاؤُۧنَ إِلَّا أَنْ يَشَۤاءَ اللّٰهُۘ“Siz ancak Allah’ın dilediğini dileyebilirsiniz.”45 âyeti de bize bu dersi vermektedir.

Allah öyle bir Hâkim-i Mutlak’tır ki, bütün iradeleri ters yüz eder ve Kendi vereceği hükmü verir.

Sizin irade dediğiniz şey, bir kaşık sudan ibarettir ki, ancak ummana katıldığı zaman neye yaradığı ortaya çıkar. Zâtında o bir hiçtir. Ama Allah (celle celâluhu) cihanı bu hiç üzerine kurmuştur. O zaman da bu hiç olan irade cihan kadar bir kıymet kazanmıştır.

Kader meselesine böyle ihatalı bakmak gerekir. Bu bakış, cem makamını temsil eden bir bakış keyfiyetidir.

Şu âyetler bu davayı tenvir eder mahiyettedir:

كَلَّا إِنَّهُ تَذْكِرَةٌۚ ۝ فَمَنْ شَۤاءَ ذَكَرَهُۘ ۝ وَمَا يَذْكُرُونَ إِلَّا أَنْ يَشَۤاءَ اللّٰهُۘ هُوَ أَهْلُ التَّقْوٰى وَأَهْلُ الْمَغْفِرَةِ
49