İçeriğe geç
6. Bölüm

Nisâ Sûresi

وَلَيْسَتِ التَّوْبَةُ لِلَّذ۪ينَ يَعْمَلُونَ السَّيِّاٰتِۚ حَتّٰىٓ إِذَا حَضَرَ أَحَدَهُمُ الْمَوْتُ قَالَ إِنّ۪ي تُبْتُ الْاٰنَ وَلَا الَّذ۪ينَ يَمُوتُونَ وَهُمْ كُفَّارٌۘ أُوۨلٰۤئِكَ أَعْتَدْنَا لَهُمْ عَذَابًا أَل۪يمًا

“Yoksa kötülükleri yapıp da içlerinden birine ölüm gelip çatınca, ‘Ben şimdi tevbe ettim.’ diyenler ile kâfir olarak ölenler için (kabul edilecek) tevbe yoktur. Onlar için acı bir azap hazırlamışızdır.”

(Nisâ sûresi, 4/18)

İmanın kabul edilmediği, insan hayatının o en son anına hâlet-i yeis denir. Ne var ki bunun başlangıç anını çok iyi tespit etmek gerekir. Bu an, insanın dünya hayatına geri dönmesi ve zamanın en dar bir dilimi de olsa, onun şuurluca yaşanmasının mümkün olmadığı; bir ilave tevcihe göre de, bunun hem ölmek üzere olan şahıs, hem de etraftakiler tarafından bilindiği andır.

Evet, insan, bir ân-ı seyyale bile olsa, yani aklı başındayken, en dar bir zaman dilimi içinde bile inanabildiği takdirde, onun imanı geçerlidir. Nitekim Ebû Talib’e, Efendimiz’in iman teklif ettiği an işte bu andır. Çünkü Ebû Talib, bu tekliften sonra, belli dış zorlamalarla عَلٰى مِلَّةِ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ “Abdulmuttalip’in dini üzerine.”1 demiştir. Yine aynı çerçevede benzerlik arz eden hasta bir Yahudi çocuğunun durumu da üzerinde durulmaya değer. Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) son anlarını yaşayan böyle bir çocuğu ziyarete gider, ona “Lâ ilâhe illallah” demesini telkin eder. Çocuk da babasının gözlerinin içine bakar ve babasından işareti alır almaz da gürül gürül kelime-i şehadeti söyleyerek iman eder.2 Demek ki şuurun bütün bütün bulanıp muhtell olmadığı sürece, gök kapıları o imana açık bulunuyor.

89