– Ben senin hoşnutluğunu ve seni istiyorum. Çünkü sen benim olunca her şey de benim olur, der.
Bu menkıbenin de ifade ettiği gibi, Cenâb-ı Hakk’ın marziyatını esas alma ve Hazreti Pîr’in beyanıyla, O’nu görme, O’nu işitme, O’nu dinleme, O’nu konuşma, O’nu anlamaya, O’nu bilmeye çalışma çok hayatî ve önemli bir husustur..[4] ve bunun dışındaki anlama, bilme, görme ve duymaların da hiçbir faydası yoktur. Bu anlayış içinde kendini zorlama, Rabbin hoşnutluğunu kazanma istikametinde hareket etme… üzerinde durulacak hayatî hususlardır.
Amelin mutlak bir karşılığı ve mükâfatı vardır ama bu, uhrevîdir. Dünyaya ait karşılıklar tâlidir; talepsiz terettüp eden şeyler ise, “Rabbim lütfetti” denilerek tahdîs-i nimetle karşılanmalıdır. Hatta bazen insan, –vicdanında biraz derinleşmişse– korkup; “Acaba Rabbim dünyada bana, karşılığını ahirette almayı beklediğim nimetleri verip de ahirette beni mahrum mu etmek istiyor?” deyip irkilmelidir. İnşâallah bu düşünce içinde hizmet eden insanlar ara sıra akıllarına başka mülâhazalar gelse de öteler adına kayıp yaşamazlar.
Ayrıca, ihlâsı kazanmak için biraz da ihlâs dertlisi olmak lâzımdır. Sürekli Cenâb-ı Hakk’ı düşünmek, murakabede bulunmak, sık sık râbıta-i mevtle sarmaş dolaş olup, öteleri ve ölümü düşünmek ihlâsa giden yolda çok önemlidir.
Her şeye rağmen ara sıra insanın aklına başkalarının beğenmesi de gelebilir. Bazen bu duyguyu, bu hissi defetmek de elimizden gelmeyebilir. Hatta işin başında Rabbimiz’in rızasını niyet edip yola çıkmış da olabiliriz. Buna rağmen içimizde bazen amelimizi insanlara beğendirme arzusu da olabilir. Şayet nedâmet edip tevbeyle Rabbimiz’e yönelirsek bunların çok zararlı olmadığı söylenebilir.