Tarihte çok misallerini gördüğümüz bu sünnetullah’a (değişmez ilâhî âdet) binâen denebilir ki, bugün sefahate giren ülkeler de er-geç birgün tarih sahnesinden silineceklerdir ve bunu önlemeye de kimsenin gücü yetmeyecektir. Ve o ülkelerin şu veya bu sahada gelişmiş olmaları da yıkılmalarının önünü alamayacaktır. Şu kadarı vardır ki, devletin bir süre devletliğini koruması ve milletin de eskiden gelen hızını muhafaza edebilmesi her zaman ihtimal dâhilindedir. Nitekim Kanunî’den sonra rind bir adam olan Sarı Selim devletin başına geçti ama, Kıbrıs o devirde fethedildi, Selimiye Cami-i Muhteşemi de o devirde yapıldı, Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) yine o devirlerde rüyalara girdi. Hatta o rind Selim’in rüyasına giren Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) ona: “Selim! Edirnemde bir cami yap!” dedi. Ne var ki, güzellik adına sayılan bu hususlar, Yavuz ve Kanunî devrinde hızlı bir şekilde çağlayıp gelişen anilmerkez bir hareketin hızıyla gerçekleşiyordu. Kanunî’nin 1566’da ölümüyle bu hız bir bakıma 35-40 sene daha sürmüştü. Beş-on sene sonra İran ve Alman cephelerinde bozgunlar birbirini takip etmeye başlayınca durgunlaşma da kendini göstermeye başlamıştı.