İçeriğe geç

Bir deniz, bir de denizde dalga vardır veya deniz ve denize akseden çeşitli parlak ve şeffaf şeylerin aksi vardır. Haddizatında bu tek nesne veya husus, iki şey gibi zannedilir. Deniz ayrı, dalga da ayrı sanılır ve dalganın görünümü, tezahürü ayrı bir şey gibi görünür. Fakat haddizatında o, denize ait bir hususiyettir. Denizi düşünmeden dalgayı düşünmemize imkân yoktur. Bunun gibi, وَلِلهِ الْمَثَلُ الْأَعْلٰى175, Zât-ı Vacibü’l-Vücud’un esmâsının cilvelenmesi, eşya hâlinde ortaya çıkar. Bu açıdan da Zât-ı Ulûhiyet’i (celle celâluhu) düşünmeden eşya hakkında bir hüküm vermek doğru değildir. Belki eşya, O’na bağlıdır. Onun için, إِنَّا لِلهِ وَإِنَّا إِلَيْهِ رَاجِعُونَ“O’ndanız, neticede O’na döneceğiz (ve gerçek huzura kavuşacağız).”176 Yani herkes O’ndan olduğunu bildiği zaman huzura kavuşacaktır. Hiçbir şeyi kendi nefsiyle bizzat mütalâa etmek ve onun üzerinde bir hükme varmak mümkün değildir. Zira her şey Cenab-ı Hakk’ın isimlerinin cilvesinden ibarettir.

235