İnşâallah ileride toplumun karşısına “her şeyi biliyorum” havasıyla çıkmayacak insanlar gelir ve bu fetret faslını kapatmış olurlar. Ben hasbî olarak bu işe kendini veren nesillerin geleceği hususunda çok ümitliyim. İnşâallah, dünyaya beş paralık kıymet vermeyecek, kendisine gülündüğü zaman sevinecek, kınandığı zaman mesrur olacak, kusurları söylendiğinde koynundaki akrep kendisine haber verilmiş gibi sevinecek seviyede kendini aşmış insanların çıkacağı konusunda ümidim tamdır. Hem de şairimizin dediği gibi;
***
Camideki soru-cevap oturumlarında bana yöneltilen sorular, Müslümanlar arasında bahis mevzuu olan ve bir kısım zayıf kimseler için –Allah muhafaza buyursun!– tereddüt neticesi kaymaya sebebiyet verecek türdendi. Bunların cevaplarının olduğu kitapları okumak suretiyle bu müşkilleri çözmek mümkün olduğu gibi, değişik vesileleri kullanarak bir araya gelme ve soruları müşterek mütalâa ve müzakere ederek uygun cevabın bulunması da güzel bir yoldur. Ancak bunun tehlikeli tarafı, sorular üzerinde münakaşa yapmak suretiyle cerbeze ve diyalektiğe girilmesidir. Mesela, bir kişi bu meselelere itiraz eden birisini karşısına alıp ona cevap vermeye çalıştığında, şayet muhatap onu hafife alıyorsa, bu kişi tehlikeli bir yola girmiş demektir. Zira hiç gereksiz yere itirazında inat eden bir muarız üretilmiş olur.
Bizim inandığımız şeyleri, en makul yollarla insanlara intikal ettirmedeki gayemiz, sevdiğimiz Allah’ın (celle celâluhu) ve O’nun güzel emirlerinin herkes tarafından hüsnükabul görmesidir. Biz Müslümanlar, Allah’ı severiz ve herkesin de O’nu sevmesini isteriz. Öyle ise bunu kimseyi ürkütmeden, kaçırmadan, damarına dokundurmadan ve tenfîr ettirmeden yapmaya çalışmalıyız.