Aynen bunun gibi Muhyiddin İbn Arabî Hazretleri, vahdet-i vücud mektebinin temsilcisidir. Bu, Batılıların Panteizmine benzer ama asla Panteizm değildir. Vâkıa bu meseleyi onlar nazarî olarak ele alırlar. Bu, Muhyiddin İbn Arabî Hazretlerinde ise bir hâldir. İmam Rabbânî, Muhyiddin İbn Arabî’nin makamına uğradığını, orasının zevkli fakat vahdet-i şuhuda nazaran daha aşağıda bir makam olduğundan orayı geçtiğini ifade eder. Ahir ömründe Hazreti Ebû Bekir’in mesleğine uğradığı zaman İmam Rabbânî Hazretlerinin gözü bir daha açılır ve bu defa o, en güzel mertebeleri kat etmenin farzları, vacipleri ve sünnetleri ikame etme olduğuna inanarak, Hazreti Muhammed’e Hazreti Ebû Bekir adesesiyle bakmaya başlar.
Hâsılı, Muhyiddin İbn Arabî’de vahdet-i vücud mertebesi bir hâldir. Durumuna göre kendisine inkişaf etmiştir. Dolayısıyla bunun Hint Vedaları’nın devamıyla bir ilgisi yoktur. Batı’da ise vahdet-i vücuda mukabil tuttukları Panteizm düşüncesi bir nazariyeden ibarettir. Hâlbuki vahdet-i vücud tamamen bir hâl ifadesidir ki bu hâli yaşamayan ve tatmayan bilemez.